Hayallerim, Delorean ve Sen: 2012

31 Aralık 2012

20 Aralık 2012

Wreck-It Ralph


Wreck-It Ralph büyülü bir animasyon. Minyatür şeylere hayranlık besleyen, televizyonun içinde minik insanların bizim eğlencemiz için şovlar düzenlediğine inanan ve pek büyüsüz dünyanın gebe olabileceği fantastik varlıklara gönül verenler için çok daha eğlenceli olduğu kesin.

14 Aralık 2012

70. Golden Globe Adayları

70. Altın Küre Ödülleri adayları açıklandı.  En iyi film kategorisinde (Drama) Argo, Django Unchained, Life of Pi ,Lincoln ve Zero Dark Thirty var. En iyi yönetmen dalında Ben Affleck (Argo), Kathryn Bigelow (Zero Dark Thirty), Ang Lee (Life of Pi), Steven Spielberg (Lincoln) ve Quentin Tarantino (Django Unchained) rekabet halindeler. Mini dizi veya televizyon filminde en iyi kadın oyuncu kategorisindeki isimler ise ilgi çekici: Nicole Kidman (Hemingway & Gellhorn), Jessica Lange (American Horror Story: Asylum), Julianne Moore (Game Change), Sigourney Weaver (Political Animals) ve Sienna Miller (The Girl). Nicole Kidman ayrıca en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında da filmi The Paperboy ile de adaylık almış. En iyi animasyon filmi için adaylar ise: Brave, Frankenweenie, Hotel Transylvania, Rise of the Guardians ve Wreck-It Ralph.
Girls ve Modern Family de adaylar arasında. Televizyon dizisinde en iyi performansa verilecek ödüle aday isimler arasındaki Amy Poehler özellikle mutlu ediyor beni. Uzun zamandır adaylıkla yetinen bu yetenekli kadın ödülü hak ediyor. Lena Dunham da Poehler ile aynı kategoride aday.
Tören 13 Ocak'ta. Sunucular ise çok sevimli Amy Poehler ve kankası Tina Fey. İkilinin videosu aşağıda.

Bütün aday listesini görmek için buraya tıklayın.

Dipnot: Girls ve Amy Poehler'li Parks and Recreation yazıları için buraya ve buraya tıklayın.

9 Aralık 2012

Before Midnight


Before Sunrise,
Before Sunset
ve Before Midnight

Bazen güzel haberlerin gelişi mükemmel zamanlamalarla pekişir ve içinde bir sevinç havuzu oluşturur insanın. Richard Linklater’ın güzeller güzeli ikilemesi Before Sunrise ve Before Sunset’e üçüncü halkanın –Before Midnight- ekleneceğini öğrenmemin tam da iki filmin senaryolarını okumamla çakışmasındaki gibi mesela…

6 Aralık 2012

Uçuç Böceği IX

Tumblr'da karşıma çıkan güzelliklerden derlediğim bir Uçuç Böceği ile daha karşınızdayım. Her bir görsel sinema tabanlı. Keyifli seyirler!
İlk Harry Potter filminin çekimlerinden bir fotoğraf.
Profesör Dumbledore rolünde ikinci HP filminden sonra vefat eden Richard Harris

2 Aralık 2012

Justine

1791 basımlı Justine
Fifty Shades of Grey ile başlayan erotik roman çılgınlığına kendimce bir karşı cephe açarak alternatif erotik roman okumaya girişmiş, sahaflarda karşıma çıkan İsterik’te aradığımı bulduğuma inanmış; fakat bulamamıştım. Bu ufak macera ve kitabın kısa bir incelemesini okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.
Ben de bu olayın üzerine sağlam bir adım atmaya karar verip türün öncü eserlerini vermiş Marquis de Sade’a döndüm. Sade Markisi 18. Yüzyıl Fransa’sının yüz karalarından. Erotizmi, şehveti, tutkuyu ve sapkınlığı konu aldığı eserlerinde ekstrem uçlara gitmekten sakınmadan, hayal gücüne hiçbir engel koymadan yazan Marki o günlerin en yasak isimlerinden. Kendisini ahlaksızca davrandığı için –sadece yazdıklarından ötürü değil; cinsel taciz vb. suçlamalar var kendisine karşı- hapse atmaları Marki’yi durdurmuyor, aksine bu fiziksel kısıtlama onun zihnini coşturuyor. Marki’nin yazdığı Justine 1787’de yayımlanıyor.

27 Kasım 2012

Damien Hirst'ten Verity

İngiltere, Ilfracombe'de geçtiğimiz ayda ilgi çekici bir heykel dikildi. 1990'lı yıllarda en ünlü genç İngiliz sanatçılardan biri olan ve günümüzde de en zengin İngiliz sanatçı ünvanına sahip Damien Hirst'e ait 20 metrelik Verity (Gerçeklik) adlı heykel hamile bir kadını tasvir ediyor.

26 Kasım 2012

Firefly


Fantezi severlerin görmezlikten gelemeyeceği bir adam Joss Whedon. Parıldayan vampirler çıkmadan önce bize Buffy'i veren adam o. Ardından gelen Angel ise Buffy ile yaratılan o muhteşem çikolatalı dondurmanın üstüne akıtılan daha da leziz çikolata sosu gibi. Buffy ve Angel'i izlemediyseniz son dönemin en  büyük gişe canavarı The Avengers'ı izlemiş olmalısınız. Filmin yönetmeni: Joss Whedon. Ya da gene son dönemde korku türünde en yenilikçi işlerden biri olan The Cabin In The Woods'dan söz edelim. Yaratıcılardan biri gene Whedon (Filmle ilgili yazmıştım. Okumak için buraya tıklayın.). Kısacası burada fantastik türün ustası bir adamdan söz ediyoruz.

Sayın Whedon'ın en özel projelerinden birinden bahsedeceğim bu yazıda: Firefly'dan.

24 Kasım 2012

Fullmetal Alchemist:Brotherhood


Fullmetal Alchemist (Hagane no Renkinjutsuşi) Hiromu Arakawa’nın yarattığı manga serisi.  Mangadan uyarlanan iki anime serisi mevcut. Biri Fullmetal Alchemist adıyla 2003-2004’te yayınlandı, diğeri ise Fullmetal Alchemist: Brotherhood. O da 2009-2010’da seyirciyle buluştu. Bir takım hatalar sonucu orijinali yerine ilk olarak FMA:Brotherhood’u izledim. Sanırım evren bu seferlik bana kıyak geçti; çünkü hatamı anladıktan sonra yaptığım ufak çaplı araştırmada ilk serinin yarısından itibaren orijinal manganın konusundan saptığını ve FMA severlerin –birinci animeye gönülden bağlı  ve ondan aşk ile bahsediyor olsalar da- ikinci anime serisinin, hem manganın yolundan gitmesinden ötürü, hem de hikayenin işleniş biçiminden dolayı daha iyi olduğunu söyleyen yazılar okudum. İlk animeyi gelecekte izler miyim bilmiyorum. Şimdilik Fullmetal Alchemist: Brotherhood’dan konuşayım ben.

19 Kasım 2012

Tokyo Sene Sıfır

David Peace edebiyat dünyasında adı Murakami ile beraber anılan 1967 doğumlu İngiliz yazar. Onu diğer İngiliz yazarlardan farklı bir yerde tutan özelliklerinden biri Tokyo'da geçirdiği ve Japonya ve Japonları yakından gözlemleme fırsatı bulduğu uzun yıllar. Bu izlenimleri ve deneyimleri 2007'de yayımlanmış romanı Tokyo Sene Sıfır'da (Tokyo Year Zero) hayat buluyor.

16 Kasım 2012

Moleskine & Roger Wieland

İlham veren güzelliklerinin yanında aynı zamanda hayal gücünüzün sizi olabildiğince yönlendirmesi için basit ve şık defterler (aynı zamanda ajandalar, hobi günlükleri vb.) Moleskine'ler. Beklenmedik anda kafaya üşüşen fikirlerin ayaküstü not edilmeleri ile beslenen ve dolan defterlerin uzun tarihi -yaklaşık 200 yıllık- dikkat çekici. Varlığı süresince hizmet ettiği birçok ünlü isim ile -Picasso,Hemingway,Van Gogh- de konuşulmayı hak ediyor. Aşağıda sadece Moleskine ajandaları kullanılarak yapılmış, stop-motion bir reklam filmi bulacaksınız. Grafik tasarımcısı Rogier Wieland'ın eseri olan video harikulade.


Roger Wieland'ın eserleri hakkında daha fazla öğrenmek için buraya tıklayın.

12 Kasım 2012

İzlenim: Pleksus

Henry Miller
Kendi hayatımı Miller’ın becerdiği ustalıkla dökebilecek miyim kağıda hiç? Yakalayabilecek miyim akıp giden düşünceleri? Kitaplarında sık sık hafızasının ne kadar da kuvvetli olduğundan bahsediyor Henry Miller. Öyle kuvvetli bir hafızam olduğunu ileri sürecek olursam tanıdık çevremden çok fazla karşı ses çıkacaktır. Miller’ın edebi zekasına ulaşabilmemin herhangi bir yolu olduğuna da inanmıyorum zaten. Tabii ki insan kendi kendini gerçekleştirebilir; fakat doğuştan gelen deha ve çocukluk kesinlikle küçümsenemeyecek kadar kuvvetli faktörler. Bu bağlamda ben Miller’ı okuyabilirim; fakat Millerlık taslayamam. Okuduğumu kendimce anlarım; ama Miller'ı tamamen anlayamam. İşte bu hüzünlü kavrayış benim içimi yakıp kavuran.
Pleksus’un sonunda Miller bu üçlemeyi yazarken nasıl da eski bir yarayı deştiğini söylüyor. Hayatının, hakkında yazdığı kısımlarını hatırlamanın –kendi yarasını açarken- başkalarının yaralarını iyileştirebileceğinden bahsediyor.
Daha Neksus’la kesişmese de yolum, Seksus ve Pleksus’la güzel bir dostluk kurdum sanırım. Seksus’un erotik havası ile Miller’ın çarpık dünyasının yarattığı tekinsizlik hissi, Pleksus’da yazarın kendini yazar kimliği içindeki arayışını anlatışındaki dürüstlük ile buhar oluyor. Bu sefer Miller’ın yazar olmaya çalışırken geçtiği çemberlere kendini oturtmaya çalışan zavallı okuyucu, kendini her şeyi sorgularken buluyor.  Her demden vuruyor Miller; ama en çok varoluşundan ve dünyadan laflıyor. Dünyanın güzelliklerinden. Mistik düşüncelerle de besliyor onları. Çocukluk tekrar tekrar dolduruyor satırları. İnsanı insan yapan ilk adımların atıldığı neşeli çocuklukların izini sürüyor. Cesaretin var mı çocuk olmaya yeniden? Pleksus beni melankoliye sürüklüyor.

11 Kasım 2012

Uçuç Böceği: Alphonse Mucha

Alphonse Mucha 1880 doğumlu Çekoslovak ressam ve grafik sanatçısı. Mucha geniş yelpazede eserler verdi: resimler,posterler,reklam afişleri,kitap çizimleri... Eserleri Art Nouveau stilindedir. Eserlerinin çoğunda kadınları kullanır; sağlıklı, güzel ve çekici kadınlar. Bu Uçuç Böceği'ni tamamen Mucha'ya adıyorum. Resim ve illüstrasyonları ile dünyaya verdiği güzellikler için...
Autumn, 1896

9 Kasım 2012

Girls

2012 Primetime Emmy Ödülleri'ndeki giriş parodisi aklınızda kalmış olabilir. Şovun sunucusu Jimmy Kimmel'ın tuvalette ağladığı skeçten bahsediyorum. Skeçte tuvaletteki kabinlerden birinde çırılçıplak yerde oturan, pasta yiyen, hafif kilolu ve kısa saçlı genç bir kadın vardı. (Skeç için buraya tıklayın.) İşte o kadın Lena Dunham. Dunham 2012'de televizyon camiasında çok konuşulan isimlerdendi.

6 Kasım 2012

Prag

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Lisedeki coğrafya öğretmenimizin en sevdiği sorulardandı. Ne okuyan, ne de gezen birbirlerinden daha fazla şey bilmek zorunda değiller. Her ikisinin de bir yolu yordamı var sanırım. Ne okuduğun ve nasıl okuduğun, nasıl ve nereleri gezdiğin kadar önemli.
Daha önce hiç gezi yazısı kaleme almadım. Nereden başlayacağımı da tam bilemediğimden görsel destekli ufak bir giriş yazısında karar kıldım. Odak noktası Prag. Prag'da görülebilecekler başlığı altında toparlayabiliriz sanırım okuyacaklarınızı. Aşağıda şehrin ruhunu ve bütününü yansıtmaktan uzak, bir hayli ufak kalan seçki kendi deneyimlerimle şekillendi.

31 Ekim 2012

Looking for Mr. Goodbar (1977)


Açılış jeneriğinden.
Rossner'in romanı hakkındaki yazım için buraya tıklayın.
Looking for Mr. Goodbar'ı -türkçe çevrimindeki adı ile İsterik'i- okumuş ve hakkında da bir yazı yazmıştım. Arayı uzatmadan film uyarlamasını izledim. 1977 yapımı filmin yönetmeni Richard Brooks. Brooks ayrıca sinema tarihinde önemli yere sahip iki filmin de yönetmeni: Cat on a Hot Thin Roof (1958, bir Tennessee Williams uyarlaması) ve In Cold Blood (1967, Truman Capote'nin aynı adlı romanından uyarlama).

29 Ekim 2012

Misafir Var: Otobüs

Bugün Blog'da güzel ve heyecanlı yeni bir sayfa açılıyor! İlk konuk -komik- yazarımı ağırlıyorum. Blogda konuk ağırlamam bencil nedenlerimden ziyade -blogu güncel tutmanın omuzlarımdaki yükünü azaltmak- paylaşmanın güzelliği ile motive ediliyor. İlk konuğum Sayın Başman. Otobüs adlı kısa öyküsüyle blogu şenlendirecek bugün. Lafı kısa kesiyorum; sözü Otobüs'e bırakıyorum.


Otobüs

    Karlı bir Moskova sabahıydı. Aslında Moskova'da değildim, Almanya'nın batısında, Fransa sınırına yakın bir şehir olan Karlsruhe'deydim. Şubat ayıydı ama karlı da değildi aslında, hele sabah hiç değildi, dümdüz akşam olmuştu. Liseden arkadaşlarım Murat, Kerim ve Serhat'la buluşmuştum o gün. Ayrı evlerde kendi küçük hayatlarımızdan sıkılmış, bir iki birşey içmek istemiştik. Gayet ortalama bir buluşma olmuştu, hiçbirimizin siyah beyaz hayatlarına renk katmamıştı buluşma, hava almıştık ve para harcamıştık. Safi zarar olduğunu fark ettiğimde “E hadi ben kaçtım.” deyip Murat'ın cümlesini bile bitirmesini bekleyemeden ayrıldım yanlarından. Aslında ne muhabbetti canımı sıkan ne de gereksiz harcanan para; Semih'ti Serhat'tı Osman'dı. Kuruyup kalmıştım bir sürü adamın arasında yıllardır. Üstelik de Avrupa'ya gelmişiz hepimiz, hala dışarı çıkarken Hasan, Rıfat, Orhan...

28 Ekim 2012

Six Feet Under


Karlı bir sabaha uyanınca bugün uzun zamandır beklettiğim bir yazıyı paylaşmanın vaktidir artık dedim. Böylesi güzel günlerde hatırladığımda içimi ısıtan, 21. yüzyılın en güzellerinden biri hakkında okuyacaksınız altta; Six Feet Under hakkında:

Yeniliklerin en güzel anları başlangıçta. O tazelik hissi, yeni yeni keşfetmeye başlamış olmanın verdiği değişik haz ve geleceğe doğru uzanan olasılıklar silsilesi... O his pek çok yerde çıkar karşısına adamın. İlk kez adım attığım mekanlarda, daha önceden tadını bilmediğim yiyeceklerde, kapağını açtığım kitaplarda, açılış jeneriğini izlediğim filmlerde ve ilk bölümlerini izlediğim dizilerde. 

26 Ekim 2012

Uçuç Böceği VIII

Uçuç Böcek'lerine yenisini eklemenin gözümden kaçmış olmasının en büyük sebebi tumblr'da her gün güzellik dozumu aksatmadan almamda aranabilir; fakat burada serinin devamını getirmezsem olmaz. O yüzden çoğunluğu ile tumblr'da tanışılmış görsellere bakarken afiyetler diliyorum size. Ve bir de günaydın tabii.
Woody Allen

20 Ekim 2012

Atıf Yılmaz & Woody Allen

Atıf Yılmaz

Atıf Yılmaz'ı Woody Allen'a benzetirim. Eğreti bir benzetme gibi görünebilir bu, evet; fakat ikisinin de çok üretken yönetmenler olduğu - Woody Allen hemen hemen her sene bir film çekiyor; Atıf Yılmaz ise vaktinde aynı yıl içerisinde altı film çekmiş - tartışılamaz. Farklı şeyler denemekten çekinmediklerini, yenilikçi ve şaşırtıcı filmlerinden biliyoruz (Bkz. Woody Allen'ın Every Thing You Always Wanted to Know About Sex * But Were Afraid to Ask'ı ve Atıf Yılmaz'ın Arkadaşım Şeytan'ı ya da Aaah Belinda). Hem Yılmaz'ın, hem de Allen'ın filmlerinde kadınların özel yerleri vardır. Aynı aktris ile birçok defa çalışırlar ve bu aktrislerin alametifarikaları olur ikisi de. Mesela Müjde Ar ve Türkan Şoray, Atıf Yılmaz'ın; Diane Keaton ve Mia Farrow ise Woody Allen'ın birçok filminde çıkarlar karşımıza. Allen'ın kalemine karşın, Atıf Yılmaz'ın senarist kimliğinden söz edebiliriz. En nihayetinde ortak paydaları olarak sıralayabileceğim bu özellikleri dışında, son olarak ikisinin de çok sevdiğim insanlardan olmaları var.

16 Ekim 2012

Virginia Woolf II

Haziran'da yazdığım Woolf yazısının üzerinden geçen zamanın söylediği tek şey var: Woolf hakkında yazmak güç ve cesaret ister. Woolf'u yazı ile anlatmanın zorluğu, yazarın yazıyı hatmetmiş olmasından gelir. Ardından yazılanlar -hele ki benim gibi bir amatörün elinden çıkma olanlar- yetersiz ve çirkin kalacaklardır. İşte bu yüzden o dört ay önce nasıl başlamışım Woolf hakkında karalamaya bilmiyorum şu anda. Deli cesareti de diyebiliriz, bana birçok şey katan bu güzel ve etkili kadına kendimce vefa borcumu ödemenin ufacık bir yolu da. Gene de bütün bu laf cambazlığının dışına çıkacak olursak Virgina Woolf II'yi yazmamak hazin bir hayal kırıklığı yaratırdı içimde.
Woolf'un kitaplarını yazma sırası olarak İletişim Yayınları'ndan çıkan Toplu Eserleri dizisindeki sıralandırmayı tercih etmiştim. Aynı sıra ile devam ediyorum.

11 Ekim 2012

İsterik: Erotik Roman Olmayan Roman


Sahaflarda karşıma çıktığı vakit aklımda onu herkesin elindeki Fifty Shades of Grey’ine karşı kalkanım olarak kullanmak vardı. Türkçe adıyla Grinin Elli Tonu adlı erotik roman hâlen en çok satanlar rafında başta duruyor. Ben de bu başarısını anlayamıyor ve benim günümüz toplumunun kolektif bir delilik halinde savrulup durduğuna olan inancım güçleniyor. Öyle ki elle tutulur her eleştiri yazısında kitabın edebi niteliğinin yokluğunun altı çiziliyor. Sırf erotik diye de okuyamam ben. Eh haliyle bu erotik çılgınlığın içinde kendime bir yer bulmak için arayışa girdim.

9 Ekim 2012

Merhabalar!

Aylardır beklediğim bir proje sonunda kapılarını açtı ve ben de onun bir parçası olmaktan memnunum. Radikal Blog'dan bahsediyorum. Dün yayına giren Blog'da -an itibarı ile- 248 ayrı blog okurların beğenisine sunuluyor. Bu kadar çeşitlilik arasında zevkinize hitap eden, çok değerli yazılar bulabilirsiniz. Hayallerim, Delorean ve Sen'i de Radikal Blog'da konuk etmekten mutluluk duyuyorum! Ortalama haftada bir yazı ile katkıda bulunacağım Blog'a bir göz atın derim. Ian McEwan'ın Amsterdam'ı ve Jorge Luis Borges'in Kum Kitabı'nı yazdığım yazıları Blog'da bulabilirsiniz.
Blog'un yeni açılmasının coşkusu bir yana geliştirilmesi gerektiği konusundan bahsetmemek olmaz. Kullanımı kolaylaştırılmalı; yazı ve yazarlara erişimde pratiklik artırılmalı -mesela alfabetik sıralama özelliği konulmalı- ve görsellik konusunda da siteye bir el atılmalı; gene de iyi ki geldin Blog. Merhabalar sana!

6 Ekim 2012

Haşlanmış Yumurta ve Tekboynuzlar

Murakami'nin kafa kurcalayıcı, sürükleyici ve algıda fark yaratıcı bir kitabının daha ardından dünya farklı bir şekilde işlemeye başladı gözlerimin önünde. Bu işleyiş değişikliğini nasıl anlatsam size? Durun, kitaptan başlayalım.

3 Ekim 2012

No: Propagandanın Derin Sularında

No -Hayır- (Yönetmen: Pablo Larrain, Şili yapımı) hem günümüz Türkiye'sine kurabileceğimiz paralellikler ile, hem de şiddet ve güç savaşlarının bir türlü eskimeyen yüzlerine çevrilen kamerası ile dikkat çekici bir yapım. Başrolünde Gael Garcia Bernal var. 1988'de Pinochet liderliğindeki Şili'de geçiyor film. Pinochet'nin 15 yıllık dikta rejimine darbeyi vuran referandum sürecinin propaganda aşamasına detaylı bir bakış atıyoruz.

25 Eylül 2012

The Wizarding World of Harry Potter

Geçmiş iletilere baktığımda son zamanlarda sinemanın ve filmlerin blogda ağırlıkta olduğunu fark ettim. Bilinçli olarak planlanan bir şey değil bu. Sinemanın ve filmlerin hayatımın çok büyük bir kısmını kaplamasından ve benim onların üzerine gevezelik etmekten çok hoşlanmamdan ileri geliyor; fakat blog bir sinema blogu olarak tasarlanmadı. Bu yüzden bu döngüyü kırmanın vaktidir. Sevgili G.'nin belirttiği gibi filmler dışında da yazmak lazım.

23 Eylül 2012

The Science of Sleep

Filmekimi çok yakında. Programda hem Michel Gondry'nin yeni filmini hem de Gael Garcia Bernal'in başrolünde oynadığı No'yu bulmak mümkün. Ben de uzun zamandır tekrardan izlemek istediğim The Science of Sleep'i izlemeyi öne çektim.

Ted

Vizyondaki filmlerin arasında bir Ted var. Sevimli ama ağzı bozuk ayıcık Ted veriyor filme ismini. Türkçe çevirisinde gene bir yavanlık söz konusu: Ayı Teddy. Sadece Ted kalırsa olmaz çünkü. Özel isim olmasına rağmen sırf "Ted" olursa Türkçe çevirisi, İngilizce kalır o. - Yakında vizyona girecek Taken 2'nin mekanı İstanbul olursa ve bizde de böylesi çeviri çılgınlığı var iken filmin Türkçe adı da Takip:İstanbul olmuş. Birincisi "Takip: Paris miydi"? Hiç hoş değil.-

12 Eylül 2012

Uçuç Böceği VII

Tumblr'daki görseller havuzunda boğulmamak için fazladan çaba sarf etmem gerekti şu son bir ayda. Öyle güzelliklerle karşılaşıyor ki insan! İşte gene uzun bir gezinmenin ardından rast geldiğim, HP evreni için hazırlanmış alternatif kitap kapakları:
 

7 Eylül 2012

Wir sind die Nacht

Alman sinemasının 20. yüzyıl başlarındaki görkeminin yansımaları çağdaş sinemada birçok kez karşımıza çıkıyorlar. Özellikle son yıllarda gözde yapımlar arasında yerini alan vampir filmleri bizleri Nosferatu'yu hatırlamaya ve onu yâd etmeye davet ediyorlar sanki. İşte bu bağlamda bakıldığında Wir sind die Nacht (We Are The Night), yakın dönem Alman sinemasının dikkat çeken örneklerinden. Alman klasiklerinden Nosferatu ile türdeş ve standart izleyicilerin zevkine hitap etmesinden ötürü çok konuşulan ve yeni Alman sinemasının seyircide heyecan yaratmasını sağlamasından ötürü.

6 Eylül 2012

Merak Uyandıran Fragmanlar

Fragman izlemenin keyfi ayrı. Ve kesinlikle eğlenceli! Aşağıda merakla beklediğim birkaç filmin fragmanlarını derledim size. İyi seyirler efem.

The Hobbit: An Unexpected Journey dört gözle beklediğim filmlerden. Özellikle fantastik serilerle veda etmekten nefret ediyorum. Hayatımda bıraktıkları boşluklar katlanılası olmuyorlar. The Lord of the Rings'e veda ise baya zorluydu. The Hobbit ikinci bir şans; yeniden Orta Dünya'ya giriş bileti ve görsellik konusunda LOTR filmlerini aratmayacağına ve epiklik konusunda da onların altında kalmayacağına inanıyorum. Peter Jackson: Sana kocaman teşekkürler.
(Hobbit kitabı ile ilgili yazmıştım daha önce, okumak isterseniz tıklayın.)

4 Eylül 2012

Greenberg

Noah Baumbach’ın Greenberg’ini 29. İstanbul Film Festivali’nden hatırlayabilirsiniz. Noah Baumbach’ı da daha önceki filmlerinden Margot at the Wedding (2007)  ile çağırabilirsiniz belki zihninizden. Margot at the Wedding başrolünde Nicole Kidman olan, aile ve hayat hakkında söyleyecek bir iki sözü olan, ağaç metaforu ile sarılmış ortalamanın üstünde bir filmdi. 2010 yapımı Greenberg’de çoğunlukla komedyen kimliği ile tanıdığımız Ben Stiller, akıl hastanesinden yeni çıkmış,  40’larında ve manik depresif Roger Greenberg rolünde (en son The Amazing Spider Man’de izlediğimiz Rhys Ifans’da filmin oyuncularından). Stiller, bu zor adamı ustalıkla canlandırıyor. Yaşamanın daha zor geldiği insanlardan biri olduğunu iyi yansıtabildiğini söyleyebiliriz.

29 Ağustos 2012

The Expendables 2 & Total Recall (2012)

Kısa kısa son günlerde izleyip de bir türlü burada paylaşamadığım iki film hakkında yazacağım: The Expendables 2 ve Total Recall. Kısa kısa yazacak olmamın sebebi sizin de güzel gözlerinizi bu filmler hakkında uzun uzun okuyarak boşuna yormak istememek. İkisi de izlenilmediği vakit hiçbir zararı olmayan ve hatta izlendiğinde birçoklarına vakit kaybı gibi gelecek filmler.

22 Ağustos 2012

Rüyamda Hogwarts'ı Gördüm Geçen


Hogwarts’ın kirlenmiş ve kanlanmış geleceğini gördüm rüyamda. Dört ev birbirine sırtını dönmüş ve her biri terör örgütü olmuşlar. Gizlice ortak odalara yerleştirilen bombalar, üstünden geçenin tetiğine basarak harekete geçirdiği patlayıcılar, havaya uçurulan merdivenler ve köprüler ile kuralsızlık ve ölüm dört dönüyordu sevgili Hogwarts’da. Bu değişimi tetikleyen olayların en başını bilemesem de rüyamdan hatırladığım kadarıyla öldürdüğü her 30 büyücü ile bir büyücünün gücü katlanıyor ve bir de madalya alıyordu. Madalyayı veren otoritenin adı kulağıma çalınmasa da Sihir Bakanlığı’nın bu uygulamadan habersiz olduğunu varsaymak çocukça. Voldemort’un bir parmağı olduğunu varsaymak da olmuyor. Öyle ki hortkulukları Harry Potter ve dostları tarafından yok edileli seneler oluyor. En nihayetinde bütün bu kaosu başlatanları bilmiyorum. Sadece oradaydım ve hepsine tanık oldum. Çok hüzünlüydü.

17 Ağustos 2012

Uçuç Böceği - HINK Özel

Bu seferki Uçuç Böceği tasarım firması HINK'a özel geliyor! Altta tasarımı HINK'ta çalışan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde okumaya devam eden tasarımcılara ait Yeşilçam klasiklerinin yeniden yaratılmış posterlerini ve televizyonda tekrarlarına denk gele gele çocukluğumda bir hayli etkilendiğim Tarkan serisinin filmlerine ait posterleri bulabilirsiniz. HINK'ın internet sitesine buradan ulaşın. 

NOT: Tosunpaşa filminin görselini Bolat'ın blogunda görür görmez aşık oldum! Buradan ona teşekkürler, HINK'ın projeleri ile tanışma sürecinin ilk adımını sağladığı için gelsin!

16 Ağustos 2012

Tumblr'da Blog'a Kardeş

Tumblr'da çok uzun süre gezinmeye başladığıma karar verdiğim anda blog'a kardeş bir tumblr sayfası açayım bari dedim. Görselleri ekleyeceğim, güzellikleri daha kompakt bir şekilde deneyimleyebileceğiniz bir yer oldu gibi. Sakınmayın; bir göz atın.
Hayallerim,Delorean ve Sen Tumblr sayfasına buradan ulaşın dostlar.

15 Ağustos 2012

The Lost Weekend

Yerin dibinde hissetmenin tanımını milyonlar farklı farklı vereceklerdir. Bizi o dipsiz kuyuya sürükleyen nedenlerimizle beraber var oluyoruz ve yok oluyoruz.  Yok oluşlar karanlık ve ürkütücüler. The Lost Weekend’de alkolik bir yazarın ayak izlerini takip ediyoruz. Kendini tüketişini izliyoruz en ön sıradan.
The Lost Weekend, efsane yönetmenlerden Billy Wilder’ın 1945 yapımı, en iyi film  ve en iyi yönetmen Oscar’ını almış filmi. Ray Milland -başkarakter Don Birnam’ı canlandırıyor- filmdeki performansı için en iyi erkek oyuncu Oscar’ı ile ödüllendirilmiş.

Yazı olay örgüsü ile ilgili detaylı bilgi içeriyor. Sürpriz unsurunu kaybetmek istemeyenler buradan sonrasını okumasın.

13 Ağustos 2012

White Christmas

Michael Curtiz'i bilir misiniz? Meşhurlar meşhuru, Humphrey Bogart'lı Casablanca (1942) filminin yönetmenidir Michael Curtiz. Ayrıca gene Curtiz'in filmi olan The Adventures of Robin Hood'da (1938) gelmiş geçmiş en sempatik Robin Hood'lardan birini canlandırır Errol Flynn. Ve bir de geçtiğimiz sene adından sıkça söz ettiren bir yapım olan Kate Winslet'in başrol oynadığı mini seri Mildred Pierce'ın, orijinal filmi, gene aynı adlı Mildred Pierce da Curtiz imzalıdır. Kısacası Curtiz bir dönem sinemanın en yetkinlerinden değilse bile, en üretken isimlerindendir.
White Christmas onun 1954 tarihli müzikal filmi. Bing Crosby, Danny Kaye,Rosemary Clooney ve Vera-Ellen (incecik ve kırılacak gibi duran beli ile) başrollerde. Müzikal sırtını meşhur besteci Irving Berlin'in şarkılarına dayamaktan geri durmuyor. Filme adını veren de gene bir Berlin şarkısı. White Christmas'ın, filmin başrollerinde biri de olan Bing Crosby tarafından söylenen versiyonu en çok satan single olmuş.

10 Ağustos 2012

Gilmore Girls


Gilmore Girls 2000-2007 arasında yayınlanmış, WarnerBros’tan çıkma pek sevimli dizi. 
Gilmore Girls’ü yazmak omuzlarımda büyük bir yük. Böylesi çok sevdiğim bir diziyi yazmak, beraberinde büyük bir sorumluluk getiriyor. Pek bir seviyorum onları. Gerçi benim bu kızlarda bulduğumu, bir başkası farklı formlarda bulacaktır illaki.

8 Ağustos 2012

Gryffindor'a giremeyen herkese gelsin madem


Baya sıkıntılı geçen günlerimi şenliklendirdi aşağıdaki video. İzlerken nasıl da eğlendim! Artı, Pottermore'da Ravenclaw'a seçilmiş bendenize de iyi gelmedi değil. Öyle ki Harry Potter severler Gryffindor'u hep bir numaraya koymuşlardır zannımca. Rowling'in güzelim resmi sitesi Pottermore'da Seçmen Şapka bizi nereye koyduysa, orasının Potter evrenindeki yerimiz olacağına inanmak çok da abzürd olmamalı. Bu sebep ile Ravenclaw'a seçilmiş olmanın yarattığı ilk bozukluk halini atlattıktan sonra bile, içimde kalan o bir gıdım  Gryffindor özlemini de bu video ile gömdüğüme inanıyorum. Ben bir Ravenclaw'ım, bu şekilde seçildim ve böyle kalacağım. Haydi size iyi seyirler.
He bir de, "Sevgili H., bunca büyütme bu olayı! Alt tarafı fantezi, gerçek değil bunlar!" diyenleri nereye havale edeceğimi bilemediğimden, siz öyle deyin, ben böyle demek istiyorum demek istedim.
Pottermore yazısı için buraya, Pottermore'dan birkaç resim görmek isterseniz buraya tıklayın.

7 Ağustos 2012

Antony and the Johnsons'dan Cut the World

Antony and the Johnsons yeni albüm çıkarıyormuş. İsmi Cut the World olacak. Albüme ismini veren şarkıya ait video yayınlandı. Ve leziz bir video olduğunu söylemeliyim. İçinde Willem Dafoe ve Carice van Houten'ı (Carice van Houten kim derseniz: Game of Thrones'un Melisandre'si) bulabileceğiniz videonun yönetmeni NABIL. Nabil'in adını ilk kez duydum; araştırınca daha önce Bon Iver, Kanye West ve Bruno Mars'ın müzik videolarını da yönettiğini öğrendim. İnternet sitesine bir göz atmayı isteyebilirsiniz. Buradan ulaşabilirsiniz.
Cut the World'ün şarkı sözleri feminist bir protesto gibi. Antony'nin dünyayı feminin bir sistem üzerine kurarak yorumladığı ve fikirlerini paylaştığı konuşma Future Feminism'i dinlemek isterseniz buraya tıklayın. Cut the World'ün şarkı sözleri:

For so long I’ve obeyed that feminine decree
I’ve always contained your desire to hurt me

But when will I turn and cut the world?

My eyes are coral, absorbing your dreams
My skin is a surface to push to extremes
My heart is a record of dangerous scenes

But when will I turn and cut the world?
When will I turn and cut the world? 

When will I turn and cut the world?

Videoyu da izleyin madem:
Antony and the Johnsons'ın internet sitesinde, Antony bize diyor ki: a feminist revolution might save our world.

4 Ağustos 2012

Ron Mueck


Mask II (2001-2)

Ron Mueck, 1958 Avustralya doğumlu heykeltıraş. Mueck'in hiperrealist insan heykelleri kesinlikle göz kamaştırıcılar. Eserlerinde genellikle sınırda duran insanları konu ediniyor. Hasta, ölü ya da çıplak insanların korunmasızlığını ve tepetaklak edici duygusal anlarını yakalamaya çalışıyor. Mueck'in eserlerinin en önemli özelliklerinden biri ölçekleri ile oynanmışlıkları. İnsanın boyunu mesaja yardımcı olacak şekilde büyütüyor ya da küçültüyor. Bu ölçekle oynama hali eserleri gözleyenler için ayrıca bir tekinsizlik hissi yaratıyor. Alışıldık boyutlardan çıkan türdeşleri gözlerken daha dikkat kesilmesi gerekiyor insanın. Dikkatle baktıkça bu silikondan,sentetik tüy ve karmakarışık materyallerden üretilme kopyaların, kırışıklıklarından, vücut kıllarına, mimiklerinden ten rengine her bir detayın nasıl da üstünde durulduğunu ve dikkatlice bir araya getirildiğini, bu sahte fakat gerçek  heykelin karşımızda güçlü bir şekilde durduğunu ve bize bir hikaye anlatmaya çalıştığını görüyoruz.

1 Ağustos 2012

Side by Side

Filmlerin rafa kaldırılacağı ve dijitalin her şeye hükmedeceği günün çok yakında olduğunu savunanlar hiç kuşkusuz çoğunlukta. Dijital sinemaya evet diyenler içerisinde de bir çatışma söz konusu; 3 boyutlu filmlerin gelecek olduğunu iddia edenler ve diğerleri. Dijitalleşmenin getireceği kolaylıklar göz ardı edilemez olsa da, sinemanın orijinal aşkı filmler ile geçmişinin yarattığı güçlü bağ hep var olacak. En azından ben sinemayı düşündüğümde, aklıma gelen ilk resimlerden biri, bir ucu kıvrılmış kahverengi film kesiti olacak. 3 boyut konusuna gelirsek; hiç sevmediğimi ve bana kesinlikle doğal gelmediğini söylemeliyim.
Sinema ile ilgilenen herkesi etkileyecek olan bu süreç hakkında çekilmiş bir belgesel Side by Side. Yapımcısı ünlü aktör Keanu Reeves. Hem dijital hem de eski usul yöntemlerin konuşulduğu ve tartışıldığı bir belgesel olmuş Side by Side. Fragmanı izleyince ise kameranın doğrulduğu isimlerden etkilenmemek elde değil: David Fincher, James Cameron, Martin Scorsese, David Lynch... Ben belgeseli izlenecekler listemin en yukarısına ekledim. Belgeselin fragmanına bir göz atın:

Uçuç Böceği VI

The Dark Knight Rises

26 Temmuz 2012

Yedi Harika ve Dünya

Dünyanın ne harikalar barındırdığı malumunuz. Bu harikaların arasında yedi rakamı uzanır. Yediyi biliriz. Yedi Harika ile büyüdük. Keops Piramidi, Babil'in Asma Bahçeleri, Artemis Tapınağı, Zeus Heykeli, Rodos Heykeli, İskenderiye Feneri ve Halikarnas Mozolesi; işte bunlar MÖ. 2. yüzyılda son şeklini alan bu listede bulunan harikalar.

25 Temmuz 2012

Barcelona, Barcelona

Biz Barcelona'ya gideli 7 ay oldu. Bugün orada geçirdiğimiz günler uyandı zihinde. Dünyanın hızına yetişmek zor; ben bu satırları yazarken benim Barcelona'mın üzerinden 7 ay geçmiş. Büyük ihtimalle bu uzunca sürede şehir yeni yeni güzellikler doğurup, bazılarını öldürmüştür. Sokaklar bizi hatırlar mı?
Fotoğraf Makinası: Fish Eye
Parc de la Ciutadella

24 Temmuz 2012

Dexter II

Bugün de Dexter'la devam kararı aldım! Grafik tasarımcısı Ty Mattson'ın Dexter için hazırladığı bu posterlere bayıldım.  Altı sezonun her biri için birer poster hazırlayan Mattson, posterlerin içine sezonun önemli olay, kişi, mekan ve nesnelerini yerleştirmiş. O yüzden diziyi izlemeyenler lütfen posterlerden sakınsın; ne olduğu anlaşılmasa bile spoiler potansiyeli taşıyor her biri. 

23 Temmuz 2012

Dexter

Güzel insan ve seri katil Dexter ile 7. kez buluşmaya az kaldı. 30 Eylül'de yayınlanacak 7. sezonun ilk bölümü. Şimdilik, yayınlanan ilk 2 dakikalık kısım ile yetiniyoruz. Stüdyodan kaçan bilgiye göre ise, sekizinci sezondan sonra vedalaşacağız Dexter'la. Üzücü; fakat önümüzde daha dolu dolu iki sezon var. Şu andan tutmaya başlamayacağım o kaçınılmaz yası.

21 Temmuz 2012

Delirmek ve Başka Ciddi Sorunlar

Michael Moore'un belgeseli Bowling for Columbine gözardı edilemez bir sorunu, Amerika'nın silahlanma politikasını eleştiriyordu. Çılgın özgürlüklerin ülkesinde silah edinmek öylesine kolay ki, 24 yaşındaki bir üniversite öğrencisi tamamen yasal olarak son iki ay içerisinde 4 silah edinebiliyor ve "online" olarak cephane ısmarlayabiliyor.

Uçuç Böceği V

Zaman nasıl da hızlı geçiyor. En son iki hafta önce derlemişim bir Uçuç Böceği. Eh, vaktidir o zaman.
Kaiser Chiefs'in Employment albümünün 2. CD'si

20 Temmuz 2012

Emmy Ödülleri



Emmy'nin 2012 Primetime adayları açıklandı. 23 Eylül'deki törenin yıldızı Modern Family olacak gibi.  Modern Family geçen sene de en iyi komedi ödülünü almıştı. Ayrıca En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorisinde de dizinin dört aktörünü görmek epey keyifli (Jay, Phil, Mitchell ve Cameron'u canlandıranlar). Modern Family'e bayılıyorum! 4. sezonu da merakla bekliyoruz.
Amy Poehler
Gene bayıldığım dizilerden Community ise sadece senaryo dalında adaylık alabilmiş kendine.
Parks and Recreation'a gelecek olursak, Amy Poehler'ın haklı iki adaylık kaptığını görüyoruz. Biri oyunculuğu diğeri ise yaratıcı yazarlığı için.Gönül isterdi ki, Parks and Rec en iyi komedi dizisi olarak da aday gösterilsin.
Michael C. Hall
Drama dalında ise güçlü rakipler var. Boardwalk Empire, Dowton Abbey -ki yakın zamanda bir arkadaşım tarafından öylesine şevkle önerildi ki bu diziyi izlemem, en kısa zamanda başlayacağım Dowton Abbey'i izlemeye-, Game of Thrones, Breaking Bad, Mad Men ve Homeland aday diziler. Bu kategori baya kapışmalı olacak gibi gözüküyor.
Drama serilerindeki en başarılı erkek aktör adaylarından, Dexter'ı canlandıran Michael C. Hall'a beslediğim sevgiden ötürü ödülün ona gitmesini istiyor bu gönül. 2002'de Six Feet Under'daki performansı ile, 2008-2011 arasında da Dexter ile ödüle aday olan Hall, Emmy'den eli hep boş döndü. Belki altıncısında şansı yaver gider.
Tüm aday listesini buradan pdf formatında görebilirsiniz.

18 Temmuz 2012

Biraz daha Harry Potter: Pottermore

Dün gece kendimize güzel bir gece yaşattık güzel G. ile. Harry Potter ve Felsefe Taşı'nı izledik tekrar. Bu aralar daha bir özlem duyuyorum Harry'e. Ondandır ki Pottermore'dayım günlerdir. J.K. Rowling'in Potterseverlere son hediyesi Pottermore.

13 Temmuz 2012

The Amazing Spider-Man


The Amazing Spider-Man'i izledim sonunda. Süper kahraman filmlerine karşı bir zayıflığım var. Zaten bütün bu çizgi roman uyarlaması çılgınlığından önce de süper kahramanlara dayanamazdım. Geçirdiğim Superman evresinin yoğunluğundan şaşkına düşerim hala bugün.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...