Virüs belasının devam ettiği ama dükkanların nefes almaya başladığı bir günde mahallede kitapçıdayım. Kara Köpek yeni çıkanlar rafında. İnsanlık, karanlık, köpeklik, başkalık ve Kadıköy hakkında bir kitap. LGBTİ+ edebiyatımızın en tazelerinden. Uçuk pembe kapağındaki iddialı çizimde yer alan karakterlerle bakışıyoruz. Parmak uçlarım kağıdın dokusuna temas ediyor. Eve dönerken sırt çantamda ağırlığını hissediyorum.29 Haziran 2020
Kara Köpek
Virüs belasının devam ettiği ama dükkanların nefes almaya başladığı bir günde mahallede kitapçıdayım. Kara Köpek yeni çıkanlar rafında. İnsanlık, karanlık, köpeklik, başkalık ve Kadıköy hakkında bir kitap. LGBTİ+ edebiyatımızın en tazelerinden. Uçuk pembe kapağındaki iddialı çizimde yer alan karakterlerle bakışıyoruz. Parmak uçlarım kağıdın dokusuna temas ediyor. Eve dönerken sırt çantamda ağırlığını hissediyorum.
Etiketler:
Ece Cangüden,
Edebiyat,
Fırat Uran,
Kara Köpek,
Kitap,
Otobanda Kaybolanlar,
Queer,
Yeraltı Edebiyatı
9 Mayıs 2020
Dönüş, Selam ve Öneriler
2020'de hortlamaya karar verdim. Geçmişi temize çekiyorum. Yazıp yazıp paylaşmadıklarımı paylaşmaya, Hayallerim, Delorean ve Sen üzerinden paylaşacak bir şeyim kalmadığında ise veda etmeye karar verdim. Şimdilik devam... Aşağıda üç beş önce bir Mart ayında yazdığım ama kilerde kalmış bir öneri / inceleme listesiyle başlayalım. Üç sene uzun zaman. O zaman yazdıklarım şimdi sakil geliyor. Yine de metinlere mümkün olduğu kadar dokunmamaya gayret ediyorum. İçimden hepsini silmek ve yok etmek gelse dahi, üretimleri dünyayla paylaşmaktan korkmamayı öğrenmek lazım. Ufak ufak başlıyorum....
Etiketler:
Film,
Kitap,
Kitap Uyarlaması,
Sinema
27 Mayıs 2017
Salda
Hiç beklemediğiniz bir yerde hiç beklemediğiniz güzellikte bir göl. Abartılı bir güzellik. Denizleri kıskandıracak turkuaz rengi, güneşin altında pırıl pırıl parlayan bembeyaz bir de sahili var. Kalabalıklardan uzakta; umulmadık bir köşede.
Salda Gölü'ndeyiz. Geçen yaz. Kırmızı kiralık arabamız, Özge ve ben. Burdur sınırları içinde Burdur'dan ayrık bir güzellik burası. Bir krater gölü; Türkiye'nin en derin göllerinden. Baktıkça büyüsüne kapılıyoruz. Tüm sahil bize ait. Sahil şeridini saran beyaz kili vücutlara sürüyoruz; cilde iyi gelirmiş. Güneş yakıyor. Salda'nın suları serinletiyor. Salda'da insan mutlu oluyor.

20 Mayıs 2017
Yüzü Denize Dönük Bir Sergi | Liman
İstanbul Modern 4 Haziran'a kadar 14 senedir barındığı binadan
taşınmadan evvelki son sergisini, "Liman"ı ağırlıyor. Farklı
dönem ve disiplinlerden 34 sanatçı ve kolektifin resim, heykel, model, gravür,
çizim, fotoğraf, video ve yerleştirmelerinden bir seçki sunan serginin
küratörlüğünü Çelenk Bafra ve Levent Çalıkoğlu üstleniyor.
9 Nisan 2017
Kağıt İnsanlar
Meksika doğumlu Amerikalı yazar Salvador Plascencia'nın Kağıt İnsanlar'ı, basılı olduğu kağıt üzerinde daha önce hiçbir kitapta görmediğim oyunlar yapan, deneysel, Latin Amerika'nın büyülü gerçekçiliğiyle dans eden postmodernist bir roman. Yazar, okuyucuya sadece harfleri, kelimeleri, süslü cümleleriyle değil, kağıdı kullanarak; baskılı sayfaların sunabileceği imkanları da kullanarak ulaşıyor. Sayfaları bilindik şekilde kullanmak yerine sütunlara bölüyor; metinleri aynı sayfa içerisinde farklı farklı yönlere doğru yerleştiriyor. Bazen bir bölümü tamamen karalıyor/sansürlüyor.
Etiketler:
Amerikan Edebiyatı,
Büyülü Gerçekçilik,
Kitap,
Roman,
Salvador Plascencia
28 Ocak 2017
10½ Bölümde Dünya Tarihi
Julian Barnes'la yeni tanıştık. Kendisi bir İngiliz roman yazarı. Çağdaşımız. Adı sık sık kitap raflarından gözüme çalınsa dahi yazdığı sayfalarla buluşmamız yakın geçmişte benim ani bir kararla kitabı elime almamla başladı. Neydi beni çeken? Kuşkusuz eserin adının yadsınamayacak bir etkisi var: 10½ Bölümde Dünya Tarihi. On buçuk. Neden on değil? Ya da on bir? İster istemez merak ediyorum. Kitaba roman demek fazla keyfi oluyor; elimizdeki bütün, aslen birbiriyle alakasız (görünen) öykülerden oluşuyor. Elbette hepsini birbirine bağlayan bir üst kurgu mevcut; fakat bölümler birbirlerini mantıksal anlamda takip etmiyorlar. Uzun lafın kısası elimizdeki eser birbirinden bağımsız 10,5 bölümden oluşuyor ve geçmişe bir başka bakarak hiç sormadığımız soruları sormamıza ön ayak oluyor.
Etiketler:
Books,
İngiliz Edebiyatı,
Julian Barnes,
Kitap
2 Aralık 2016
Westworld

*Metin spoiler içermiyor.*
Westworld bu senenin en şahane işlerinden biri. HBO'nun yeni muhteşemliği Jonathan Nolan ve Lisa Joy tarafından yaratıldı. Yaratıcı ekibin yanında oyuncu kadrosu da şahane: Anthony Hopkins, Evan Rachel Wood, Jeffrey Wright, James Marsden, Thandie Newton... 1973 yapımı aynı adlı filmden esinlenen dizi eski işlerin (tabiri caizse) "geri dönüşüm"ünün nasıl olabileceği konusunda ders verir nitelikte. Hali hazırda var olan bir hikayenin yeniden ziyaret edilip, yepyeni bir bakış açışı ve yaratıcı enerjiyle ele alınıp nasıl müthiş bir iş çıkarılabileceğinin canlı kanıtı (lafım size kötü yeniden çevrimler, berbat kitap uyarlamaları ve aynı hikayeleri aynı sıkıcı döngüde anlatmaktan bıkmayan yapımcılar). Hikayesinden bahsetmekten özellikle kaçınacağım. Tembellikten değil; seyre başladığınız ilk andan itibaren öyküye kafa yormanızı Westworld deneyiminin önemli bir parçası olduğuna inandığımdan.
30 Ekim 2016
Uluru
Bu ara adını çok anıyorum. Sevgiyle, özlemle, hayranlıkla. Avustralya'nın neredeyse tam ortasına oturan Uluru'dan; hiçbir fotoğrafın, anlatının veya sözün sizi onunla karşılaştığınız ana hazırlayamayacağı yerden bahsediyorum.
Rehber ve ansiklopedilerde Avustralya'nın arka bahçesi diye de anılan Kuzey Toprakları'nda kum taşından oluşan bir kaya formasyonu olarak tanıtılan Uluru, bu toprakların vahşi doğasında, çölün ortasında, kızıl bir kum denizinin içinde yerden yükselir. Yerin üzerindeki kısmı tamamı bile değildir aslında. Neredeyse üçte ikisi yerin altında, gözden ıraktadır. Oysa çevresini dolaşmak için 13,000 adım atmak gereken bu muazzam kayanın daha da büyük olabileceği fikri insan zihnini yorar.

Rehber ve ansiklopedilerde Avustralya'nın arka bahçesi diye de anılan Kuzey Toprakları'nda kum taşından oluşan bir kaya formasyonu olarak tanıtılan Uluru, bu toprakların vahşi doğasında, çölün ortasında, kızıl bir kum denizinin içinde yerden yükselir. Yerin üzerindeki kısmı tamamı bile değildir aslında. Neredeyse üçte ikisi yerin altında, gözden ıraktadır. Oysa çevresini dolaşmak için 13,000 adım atmak gereken bu muazzam kayanın daha da büyük olabileceği fikri insan zihnini yorar.

Etiketler:
Australia,
Avustralya,
Fotoğraf,
Gezi,
Photography,
Seyahat
11 Temmuz 2016
Yaz | Summer
Mevsimi ortaladık. Oysa ne kadar çok bekliyoruz yazı! Güneşi, enerjisi, renkleri hep farklı. Yeşil bir başka yeşil oluveriyor; toprak bir başka ışıldıyor. Yüzler gülüyor; sokaklar, parklar, sahiller canlanıyor. Doğa parıldıyor. Masmavi denize çarpıp yansıyan yaramaz güneş ışınları mı bunun sebebi? Yoksa biz mevsime bol keseden anlam yüklediğimiz için mi bunca keyif, kahkaha, huzur? Her ne olursa olsun kesin olan şu: Yaz dediğin güzellik. Yaz dediğin neşe.
Burada beni neşelendiren, -gerçekliğe rağmen- yaşama sevinci dolduran, yumuşacık yaz manzaralarımı derledim. Biraz mevsime güzelleme, biraz saygı duruşu, bolca fotoğraf.
Fotoğraflar yeryüzünün başka başka köşelerinden: Bozcaada, Assos, Tekirdağ, Çorlu... Yollardan, bahçelerden, teraslardan, kalıntılardan, denizden, gökyüzünden kareler.

Burada beni neşelendiren, -gerçekliğe rağmen- yaşama sevinci dolduran, yumuşacık yaz manzaralarımı derledim. Biraz mevsime güzelleme, biraz saygı duruşu, bolca fotoğraf.
Fotoğraflar yeryüzünün başka başka köşelerinden: Bozcaada, Assos, Tekirdağ, Çorlu... Yollardan, bahçelerden, teraslardan, kalıntılardan, denizden, gökyüzünden kareler.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
We are dwelling in the midst of season. Summer is always different, always precious. Here are my summer moments. As a keepsake. To remind me the joyful summer days.

18 Nisan 2016
Zeren Badar
New York'ta yaşayan Türk asıllı sanatçı ve fotoğrafçı Zeren Badar'ın işlerine bakıyorum ve neşeleniyorum. Badar klasik resimleri çeşitli obje ve yiyecekler kullanarak yeniden yorumluyor, klasiği önümüze mizah dolu ve absürd kombinasyonlarla seriyor. Bu yeni oluşumlarda klasik imge bambaşka anlamlara bürünüyor, geçmişten yüzler bize muzır muzır bakıyor.
New York based Turkish artist Zeren Badar's wonderfully playful works gave me so much joy. Badar reinterprets classical paintings with various objects and foods, and serves them to viewers with a humorous twist.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
New York based Turkish artist Zeren Badar's wonderfully playful works gave me so much joy. Badar reinterprets classical paintings with various objects and foods, and serves them to viewers with a humorous twist.
5 Nisan 2016
Bir Kış Günü | A Winter Day
Bavyera’da güzellikler bitmiyor. Geçtiğimiz
ay yaptığım kısa bir ziyarette bir başka köşesini keşfetmek için çıktım
yola. Sırt çantamda fotoğraf makinesi, okunmayı bekleyen son elli sayfasıyla
kitabım, müziklerim ve kağıt kokusuyla burnuma ziyafet çektiren defter ile gara vardım. Beni varış noktasına taşıyacak tren peronda bekliyordu.
Selamlaştık. Kapının birinden girdim ve kendimi cam kenarı koltuklardan
birine yerleştirdim. O tanıdık heyecan hissi benliğimi sardı ve uykunun son kalıntılarını
gözlerimden, zihnimden, vücudumdan sildi. Canlıydım ve yaşıyordum. Her an
kıymetliydi.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
I’ve spent a beautiful day in Bavaria. It’s landscape under snow and sun above, the state granted me magnificent views everywhere I laid my eyes on. My camera, book and crispy new notebook in my backpack I hit the train station early in the morning. The train was already waiting. I hoped on, sat myself on a new seat and felt the familiar feeling rush upon me. The last remains of sleep washed away and I felt alive for I was about to hit the road again, I was to cherish every moment. It’s amazing how one’s troubles vanish in a second.
1 Nisan 2016
21 An + 21 Şarkı
Blog'da yenilik! Sevgili Meriç'in blogunda başlattığı 21 An + 21 Şarkı ilham dolu meydan okuma dönüp dolaştı, kulakların pasını sildikten sonra sevgili Eylül aracılığıyla benim kapımı çaldı. Neden olmasın? dedim, kendi listemi derledim.
1. Keyfini en
hızlı yerine getiren şarkı?
23 Mart 2016
Türkiye ve Misafirperverlik
Geçtiğimiz
günlerde posta kutuma ilgimi çeken bir mail düştü. Mailde Candace Rose Rardon
adlı kadın gezginin/sanatçının Türkiye’de yalnız yaptığı uzun yürüyüşü anlattığı bir
metne link verilmişti. Türkiye adını okuyunca dikkatimi çeken maile daha alıcı
bir gözle bakınca tek başına bizimki gibi bir ülkede yolculuğa çıkmış bir kadının
ağzından yazılan metne daveti reddedemedim ve karşıma sıcacık illüstrasyonların
eşlik ettiği ilham veren bir öykü çıktı.
Rardon'un ülkemizdeki uzun yürüyüş rotalarından biri olan Evliye Çelebi Yolu'nda yaptığı yürüyüşünü yazdığı metnin başlığı Turkey and the Art of Hospitality (Türkiye ve Misafirperverlik Sanatı). 22 günlük yürüyüşünün her gecesi çadırında konaklama planıyla yola çıkan ama sonunda sadece 4 geceyi çadırında, diğer geceleri de yolda onu evlerine davet eden Türk ailelerin evlerinde geçirmiş. Rardon'un anılarında, kalbinde sıcacık bir Anadolu resmi kalmış ve illüstrasyonlarında bu deneyimin anlarını ölümsüzleştirmiş.
Bu misafirperverlik mevzusu önemli. Kendi toprağında birbirini öldüren, komşusuyla geçinemeyen, nefretle beslenen, dram seven bir toplumun dünyada misafirperverliğiyle bilinip, övülmesi, turizm reklamlarında kameraya doğru çay/lokum/türk kahvesi uzatan dostane yüzlerle tanıtımının yapılması kuşkusuz bilinçli bir güzellemeden ibaret. Gene de her genellemenin bir doğruluk payı olduğunu yadsıyamıyoruz. Çirkinliklerin içindeki o ufacık pay umut veriyor. Barış Gelini Pippa'yı, onlarca ülkeyi bisikletiyle gezdikten sonra Türkiye'de otomobille öldürülen maceraperesti, tacize uğrayan, katledilen, soyulan daha onlarca, yüzlerce turisti ve son dönemdeki kan dökümünden payını alanları unutmadan ülkenin insanlarından ümidi kesmek istemeyen herkesi Rardon'un güzel anılarına davet ediyorum.
Candace Rose Rardon'un anılarını okumak ve görsellerin kaynağı için buraya tıklayın.
Bu misafirperverlik mevzusu önemli. Kendi toprağında birbirini öldüren, komşusuyla geçinemeyen, nefretle beslenen, dram seven bir toplumun dünyada misafirperverliğiyle bilinip, övülmesi, turizm reklamlarında kameraya doğru çay/lokum/türk kahvesi uzatan dostane yüzlerle tanıtımının yapılması kuşkusuz bilinçli bir güzellemeden ibaret. Gene de her genellemenin bir doğruluk payı olduğunu yadsıyamıyoruz. Çirkinliklerin içindeki o ufacık pay umut veriyor. Barış Gelini Pippa'yı, onlarca ülkeyi bisikletiyle gezdikten sonra Türkiye'de otomobille öldürülen maceraperesti, tacize uğrayan, katledilen, soyulan daha onlarca, yüzlerce turisti ve son dönemdeki kan dökümünden payını alanları unutmadan ülkenin insanlarından ümidi kesmek istemeyen herkesi Rardon'un güzel anılarına davet ediyorum.
Candace Rose Rardon'un anılarını okumak ve görsellerin kaynağı için buraya tıklayın.
3 Mart 2016
The Outback and Beyond
Bir önceki ileti de Tracks'ten bahsetmiş, Avsutralya'nın arka bahçesi Outback'in güzelliğine ufak methiyeler dizmiştim. Tracks'in ardılı olarak inceleyebileceğiniz bu paylaşımda ise Rick Smolan'ın objektifinden Avustralya'yı bulacaksınız. Smolan dünyaca tanınan, LIFE, TIME, National Geographic dergileriyle çalışmış deneyimli bir fotoğrafçı. Ayrıca dünya çapında milyonlarca satılmış "Day in the Life" fotoğraf kitabı serisinin de yaratıcılarından. 1980'lerde yayınlanan Day in the Life kitapları bir ülkenin günlük hayatını belgeleyen değerli kaynaklar. Fikir keyifli: 100 fotoğrafçı bir ülkenin dört bir yanında 24 saat boyunca çekim yaparak coğrafyayı, günün anlarını, sıradanı filmde ölümsüzleştiriyorlar. A Day in the Life of Australia kitabının baskısını bir şekilde temin edip içine gömülmek istiyorum. Burada gevezeliği kesiyorum, sizi kehribar rengin maviyle öpüştüğü fotoğraflara davet ediyorum.
Etiketler:
Australia,
Avustralya,
Fotoğraf,
Photography,
Seyahat,
Travels
3 Şubat 2016
AFK | AMB: Tracks
Tracks Avustralya çölünün eşsizliğini ekranda
ölümsüzleştiren, gerçek bir olaya dayanan ve Avustralyalı oyuncu Mia
Wasikowska’nın başrolde olduğu ve aktrise Adam Driver'ın eşlik ettiği 2013 yapımı bir uzun metraj. 1977’de
Avustralya’nın Outback adıyla tanınan kurak ve devasa arka bahçesinin en önemli
ve gelişmiş yerleşim merkezi olan Alice Springs’den köpeği ve dört devesiyle
Batı’ya, Hint Okyanusu kıyılarına kadar sürecek uzun yürüyüşüne başlayan
Robyn’in yolculuğu National Geographic dergisinde takip edildi ve kitlelerde merak
uyandıran bir hikaye oluverdi. Robyn’in eşine rastlanmamış yolculuğunu dergi
için Amerikalı fotoğrafçı Rick Smolan ölümsüzleştirdi. Yürüyüşünü tamamladıktan
iki yıl sonra 1980’de yolculuğunu kitaplaştırdı. Tracks adını verdiği kitap
Thomas Cook seyahat kitabı ödülüyle taçlandırıldı.10 Ocak 2016
Avustralya: Filmler & Kitaplar | Australia: Movies & Books
Mekânları edebiyat ve filmle ilişkileri üzerinden tanımayı, sanatçı ve yaratıcıların zihinlerinden eserlerine dökülen yorumlardan beslenmeyi seviyorum. Özellikle Avustralya gibi çok özel bir yerin eserlere yansıyışını incelemek, bunların içerisinde kendi Avustralya'mdan parçalar yakalamak, coğrafyanın üzerine yeniden düşünmek ve işlenen konular ve motifler bağlamında ülkeye yeni açılardan bakmak hem keyifli hem de öğretici.
Bu seride seçtiğim kitapları ve filmleri tanıtmayı, seyahatin farklı boyutlardaki uzantılarını incelemeyi amaçlıyorum. Yazılanlar ve çekilenler o yerin kolektif hafızasına kazınıyorlar ve bence bu izlerin seyahatlerimize ve dünya algımıza çok değerli etkileri var.
Bu post bir giriş niteliğindedir.
Serideki iletileri paylaşırken Türkçe başlıklarda AFK kısaltmasını/etiketini, İngilizce olanlarda ise AMB kısaltmasını/etiketini kullanacağım.
Sevgiler!
I love getting to know new places through their relationships with literature and movie. The creators' minds reflect pieces of those corners so uniquely on their works and it nurtures the general understanding of one place, widens it's personality and create new possibilities of perception for the traveler.
That's why I'd like to give birth to a new series in which I'll introduce books and movies and explore their relations in different dimensions. Written words and visuals are inscribed to the places they're set in and I think that those inscriptions can be very valuable for our travels and perspective.
This post is purely introductory.
While posting parts of the series I'll be sharing/tagging them with abbreviations: AFK for Turkish, AMB for English.
Loads of love!
Bu seride seçtiğim kitapları ve filmleri tanıtmayı, seyahatin farklı boyutlardaki uzantılarını incelemeyi amaçlıyorum. Yazılanlar ve çekilenler o yerin kolektif hafızasına kazınıyorlar ve bence bu izlerin seyahatlerimize ve dünya algımıza çok değerli etkileri var.
Bu post bir giriş niteliğindedir.
Serideki iletileri paylaşırken Türkçe başlıklarda AFK kısaltmasını/etiketini, İngilizce olanlarda ise AMB kısaltmasını/etiketini kullanacağım.
Sevgiler!
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
I love getting to know new places through their relationships with literature and movie. The creators' minds reflect pieces of those corners so uniquely on their works and it nurtures the general understanding of one place, widens it's personality and create new possibilities of perception for the traveler.
That's why I'd like to give birth to a new series in which I'll introduce books and movies and explore their relations in different dimensions. Written words and visuals are inscribed to the places they're set in and I think that those inscriptions can be very valuable for our travels and perspective.
This post is purely introductory.
While posting parts of the series I'll be sharing/tagging them with abbreviations: AFK for Turkish, AMB for English.
Loads of love!
4 Ocak 2016
İyi Yıllar! | Happy New Year!
Yeni yılınız kutlu olsun güzel insanlar! Bu yıl gelmiş geçmiş en iyiniz olsun. Anların keyfini çıkarın, yeni anılar toplayın, keyifle kalın. 2016'da sizinle daha çok güzellik paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Şerefe dostlar!
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Happy new year you beautiful people! May thiis year be your best so far. Enjoy every moment, create new memories and stay joyful. Hope to share lots with you this year. Cheers!
PS. Kolajda 2015 ganimetlerinden bazılarını görebilirsiniz. Daha fazlası için Instagram'a beklerim.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
PS. You can see some of my treasurable moments in the collage. For more visit the Instagram account.
20 Aralık 2015
Trash Riot
Philadelphia'lı kolaj sanatçısı Trash Riot'ın ellerinden çıkma harikalar diyarına buyur ediyorum sizi. Sanatçının bilim-kurguyu retroyla seviştirip fütüristik ama zaman çizgisinde hiçbir yere oturtulamayan fantastik görsellerinin bir kısmı aşağıda. Akşam akşam bu fantastikliklere kalp açtım, hülyalara daldım. Sizin de gözlerinize afiyet olsun. Daha fazlası için buraya tıklayıp Facebook sayfasına ya da Instagram hesabına bir göz atın.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
I hereby welcome you to a parade of wondrous visuals by the hands of Philadelphia based artist Trash Riot. Science-fiction and retro images make love in his works and the results are seriously beautiful and fantastic collages. These made my evening. Hope you enjoy them as much. For more click here for artist's Facebook page or here for his Instagram profile.
13 Aralık 2015
Döngü | Cycle
Bir yıl daha yaşanmışların ve zamanın esiri
olarak geride kalmaya hazırlanıyor. Yeni yılın başlangıcını 1 Ocak kılan herhangi
bir doğal emare yok. Modern yılbaşı kutlamalarının kökeni antik Roma'ya tarihleniyor. İsmini Ocak (İngilizce: January) ayına veren iki yüzlü Roma
tanrısı Janus bu aya sembolik bir önem döşüyor. Değişim ve başlangıçların tanrısı
olan Janus’un bir yüzü geçmişe, diğeri ise geleceğe doğru bakıyor.
Aynı mevsimsel döngülerden geçecek ama ayrı
günler deneyimlenecek bir yıl yaklaşıyor. Yeni yıldan önce geçmiş ve gelecek mevsimleri,
yaşantıları ve sanatı anmak adına üstat Bruegel’in 1565’te yaptığı, yılın farklı
zamanlarını tasvir ettiği tablo serisini paylaşayım dedim. Altı parçalık
serinin sadece beş tanesi günümüze ulaşmış. Köylülerin gündelik uğraşlarını ve hayatlarını resmeden Bruegel kendi çağının sıradan günlerini kaydettiği ahşap panolarda geçmişin parçalarını kaydediyor, geçmişten kesitleri fırçasıyla ölümsüzleştiriyor.
Another year is about to end. Soon we are off to repeat the all familiar cycle of a year. Why does the new year start on January the 1st? Nature didn't set this, it is all man's doing. The modern celebration of the new year can be traced back to ancient times. The Romans had a two faced God named Janus. The month January is named after him. Janus' one face is looking back, to the past, and the other one is faced to the future. It is the god of doorways and beginnings.
We'll experience the same cycles all over again in this upcoming year. Winter will give way to spring and spring will lay the grounds for summer. And then autumn, and then -yet again- the winter. Before the new year I'd like to celebrate all past and future seasons, all kinds of experiences and art. And in the name of my little celebration I invite Master Bruegel to my humble corner of the internet. Back in 1565 Bruegel painted six panels (unfortunately only five of them made it to our century) in which he depicted different times of a year. In these paintings we see the ordinary lives of peasants set in different seasons. Buregel saves moments of humanity in these precious paintings, immortalizes slices of past with his brush.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Another year is about to end. Soon we are off to repeat the all familiar cycle of a year. Why does the new year start on January the 1st? Nature didn't set this, it is all man's doing. The modern celebration of the new year can be traced back to ancient times. The Romans had a two faced God named Janus. The month January is named after him. Janus' one face is looking back, to the past, and the other one is faced to the future. It is the god of doorways and beginnings.
We'll experience the same cycles all over again in this upcoming year. Winter will give way to spring and spring will lay the grounds for summer. And then autumn, and then -yet again- the winter. Before the new year I'd like to celebrate all past and future seasons, all kinds of experiences and art. And in the name of my little celebration I invite Master Bruegel to my humble corner of the internet. Back in 1565 Bruegel painted six panels (unfortunately only five of them made it to our century) in which he depicted different times of a year. In these paintings we see the ordinary lives of peasants set in different seasons. Buregel saves moments of humanity in these precious paintings, immortalizes slices of past with his brush.
![]() |
| Karda Avcılar (Ocak) | The Hunters in the Snow (January) |
23 Kasım 2015
Kapadokya Hikayesi II
Sabah alarmı 5:20'de çaldı. Göz kapaklarını açmak zor, battaniyenin sıcaklığından soğuğa adım atmak daha da zordu. Heyecanla balonları izlemeye Aşk Vadisi'ne gittik. Sabah ayazı derimin açık olan her bir parçasını acımasızca çimdikliyordu. Bir saate yakın dondurucu bir bekleyiş bize tüm ihtişamıyla doğan güneşi bahşetti fakat manzaranın büyüleyiciliğine renk katacak balonlar görünmedi. Ellerimiz donuyor, yüzümüz hissizleşiyordu. Rekor soğuklukta bir Nisan sabahında hayal kırıklığıyla kalakaldık. Tek tesellimiz güneş ışığının olduğumuz tepeye vardığında içimizi bir parça ısıtacağı umuduydu. Sabah güneşi yüzlerimizi aydınlattı; fakat ısıtmadı. Bir telefon konuşmasından sonra öğrendik ki şiddetli rüzgar nedeniyle uçuşlar iptal edilmiş. Şansımıza söve söve kahvaltı yapmaya, bir ince belli çayla ısınmaya koştuk. Günün ilk durağı Göreme Açıkhava Müzesi oldu. Müzede geçmişin şahane izleri bulunuyor. Bu izlerin çoğu Hıristiyanlığın geçmişine ait. Dini yaymak ve öğretilerini iletmek için koca bir site kurulmuş: şapeller, kiliseler, yemekhaneler...
Müzenin en ilgi çekici ve görkemli iki kilisesi önerilen yürüyüş rotasında son duraklar oluyorlar; biz kalabalıktan sakınmak adına ters yönde gezmeye başladık ve bu iki güzelliği taze bir zihinle inceleme şansımız oldu. Müze'den sonra Paşabağları'na yollandık. Peribacaları arasında yürüdük, çıktığımız tepeden karşıda uzanan İç Anadolu topraklarına hayran kaldık. Etrafta dolaşan onlarca insanın coğrafyayı keşfine şahit olduk, fotoğraf çektik. Kayaların neredeyse duyulabilen hikâyeleri vardı... Vadide yürümeye doyamıyordu insan. Açıkhava Müzesi'nden Ürgüp'e doğru giderken Devrent Vadisi'nde durakladık, deve şeklindeki peribacasına selam çaktık. Ürgüp'ün içinde dolandıktan sonra kendimizi Asmalı Konak'ta bulduk. Hey gidi. Alt avludaki televizyonda dizinin eski bölümlerini oynatıyorlardı. Ekrana bir bakış saniyelik zaman yolculuklarına sebep oluyordu. Bir sonraki durağımız otuz adım ötedeydi: Turasan Şarapları. 1943 yılında kurulan ve şu anda Türkiye'nin beşinci en büyük üreticisi olan firmanın şarap tadımını es geçmeyin. Damağımızdaki tat silinmeden Üç Güzellerin huzuruna çıktık. Erciyes Dağı güzellerin arkasında onları koruyor, kolluyordu. Günü Kızılçukur Vadisi'nde görkemli bir gün batımıyla sonlandırırken vadinin değişen renklerini izledik. Gün batarken o da surat değiştiriyor, geceye uzanırken bize çeşit çeşit oyunlar yapıyordu. Güneş Erciyes'i pembe renklere bulayarak gitti. Ardında içimizde sıcacık, mutlu bir melankoli bıraktı. Kapadokya büyülüyordu.
Müzenin en ilgi çekici ve görkemli iki kilisesi önerilen yürüyüş rotasında son duraklar oluyorlar; biz kalabalıktan sakınmak adına ters yönde gezmeye başladık ve bu iki güzelliği taze bir zihinle inceleme şansımız oldu. Müze'den sonra Paşabağları'na yollandık. Peribacaları arasında yürüdük, çıktığımız tepeden karşıda uzanan İç Anadolu topraklarına hayran kaldık. Etrafta dolaşan onlarca insanın coğrafyayı keşfine şahit olduk, fotoğraf çektik. Kayaların neredeyse duyulabilen hikâyeleri vardı... Vadide yürümeye doyamıyordu insan. Açıkhava Müzesi'nden Ürgüp'e doğru giderken Devrent Vadisi'nde durakladık, deve şeklindeki peribacasına selam çaktık. Ürgüp'ün içinde dolandıktan sonra kendimizi Asmalı Konak'ta bulduk. Hey gidi. Alt avludaki televizyonda dizinin eski bölümlerini oynatıyorlardı. Ekrana bir bakış saniyelik zaman yolculuklarına sebep oluyordu. Bir sonraki durağımız otuz adım ötedeydi: Turasan Şarapları. 1943 yılında kurulan ve şu anda Türkiye'nin beşinci en büyük üreticisi olan firmanın şarap tadımını es geçmeyin. Damağımızdaki tat silinmeden Üç Güzellerin huzuruna çıktık. Erciyes Dağı güzellerin arkasında onları koruyor, kolluyordu. Günü Kızılçukur Vadisi'nde görkemli bir gün batımıyla sonlandırırken vadinin değişen renklerini izledik. Gün batarken o da surat değiştiriyor, geceye uzanırken bize çeşit çeşit oyunlar yapıyordu. Güneş Erciyes'i pembe renklere bulayarak gitti. Ardında içimizde sıcacık, mutlu bir melankoli bıraktı. Kapadokya büyülüyordu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













