Hayallerim, Delorean ve Sen: Travels
Travels etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Travels etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2017

Salda


Hiç beklemediğiniz bir yerde hiç beklemediğiniz güzellikte bir göl. Abartılı bir güzellik. Denizleri kıskandıracak turkuaz rengi, güneşin altında pırıl pırıl parlayan bembeyaz bir de sahili var. Kalabalıklardan uzakta; umulmadık bir köşede.

Salda Gölü'ndeyiz. Geçen yaz. Kırmızı kiralık arabamız, Özge ve ben. Burdur sınırları içinde Burdur'dan ayrık bir güzellik burası. Bir krater gölü; Türkiye'nin en derin göllerinden. Baktıkça büyüsüne kapılıyoruz. Tüm sahil bize ait. Sahil şeridini saran beyaz kili vücutlara sürüyoruz; cilde iyi gelirmiş. Güneş yakıyor. Salda'nın suları serinletiyor. Salda'da insan mutlu oluyor.


5 Nisan 2016

Bir Kış Günü | A Winter Day

Bavyera’da güzellikler bitmiyor. Geçtiğimiz ay yaptığım kısa bir ziyarette bir başka köşesini keşfetmek için çıktım yola. Sırt çantamda fotoğraf makinesi, okunmayı bekleyen son elli sayfasıyla kitabım, müziklerim ve kağıt kokusuyla burnuma ziyafet çektiren defter ile gara vardım. Beni varış noktasına taşıyacak tren peronda bekliyordu. Selamlaştık. Kapının birinden girdim ve kendimi cam kenarı koltuklardan birine yerleştirdim. O tanıdık heyecan hissi benliğimi sardı ve uykunun son kalıntılarını gözlerimden, zihnimden, vücudumdan sildi. Canlıydım ve yaşıyordum. Her an kıymetliydi.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------

I’ve spent a beautiful day in Bavaria. It’s landscape under snow and sun above, the state granted me magnificent views everywhere I laid my eyes on. My camera, book and crispy new notebook in my backpack I hit the train station early in the morning. The train was already waiting. I hoped on, sat myself on a new seat and felt the familiar feeling rush upon me. The last remains of sleep washed away and I felt alive for I was about to hit the road again, I was to cherish every moment. It’s amazing how one’s troubles vanish in a second. 


3 Mart 2016

The Outback and Beyond

Bir önceki ileti de Tracks'ten bahsetmiş, Avsutralya'nın arka bahçesi Outback'in güzelliğine ufak methiyeler dizmiştim. Tracks'in ardılı olarak inceleyebileceğiniz bu paylaşımda ise Rick Smolan'ın objektifinden Avustralya'yı bulacaksınız. Smolan dünyaca tanınan, LIFE, TIME, National Geographic dergileriyle çalışmış deneyimli bir fotoğrafçı. Ayrıca dünya çapında milyonlarca satılmış "Day in the Life" fotoğraf kitabı serisinin de yaratıcılarından. 1980'lerde yayınlanan Day in the Life kitapları bir ülkenin günlük hayatını belgeleyen değerli kaynaklar. Fikir keyifli: 100 fotoğrafçı bir ülkenin dört bir yanında 24 saat boyunca çekim yaparak coğrafyayı, günün anlarını, sıradanı filmde ölümsüzleştiriyorlar. A Day in the Life of Australia kitabının baskısını bir şekilde temin edip içine gömülmek istiyorum. Burada gevezeliği kesiyorum, sizi kehribar rengin maviyle öpüştüğü fotoğraflara davet ediyorum.

3 Şubat 2016

AFK | AMB: Tracks

Tracks Avustralya çölünün eşsizliğini ekranda ölümsüzleştiren, gerçek bir olaya dayanan ve Avustralyalı oyuncu Mia Wasikowska’nın başrolde olduğu ve aktrise Adam Driver'ın eşlik ettiği 2013 yapımı bir uzun metraj. 1977’de Avustralya’nın Outback adıyla tanınan kurak ve devasa arka bahçesinin en önemli ve gelişmiş yerleşim merkezi olan Alice Springs’den köpeği ve dört devesiyle Batı’ya, Hint Okyanusu kıyılarına kadar sürecek uzun yürüyüşüne başlayan Robyn’in yolculuğu National Geographic dergisinde takip edildi ve kitlelerde merak uyandıran bir hikaye oluverdi. Robyn’in eşine rastlanmamış yolculuğunu dergi için Amerikalı fotoğrafçı Rick Smolan ölümsüzleştirdi. Yürüyüşünü tamamladıktan iki yıl sonra 1980’de yolculuğunu kitaplaştırdı. Tracks adını verdiği kitap Thomas Cook seyahat kitabı ödülüyle taçlandırıldı.

23 Kasım 2015

Kapadokya Hikayesi II

Sabah alarmı 5:20'de çaldı. Göz kapaklarını açmak zor, battaniyenin sıcaklığından soğuğa adım atmak daha da zordu. Heyecanla balonları izlemeye Aşk Vadisi'ne gittik. Sabah ayazı derimin açık olan her bir parçasını acımasızca çimdikliyordu. Bir saate yakın dondurucu bir bekleyiş bize tüm ihtişamıyla doğan güneşi bahşetti fakat manzaranın büyüleyiciliğine renk katacak balonlar görünmedi. Ellerimiz donuyor, yüzümüz hissizleşiyordu. Rekor soğuklukta bir Nisan sabahında hayal kırıklığıyla kalakaldık. Tek tesellimiz güneş ışığının olduğumuz tepeye vardığında içimizi bir parça ısıtacağı umuduydu. Sabah güneşi yüzlerimizi aydınlattı; fakat ısıtmadı. Bir telefon konuşmasından sonra öğrendik ki şiddetli rüzgar nedeniyle uçuşlar iptal edilmiş. Şansımıza söve söve kahvaltı yapmaya, bir ince belli çayla ısınmaya koştuk. Günün ilk durağı Göreme Açıkhava Müzesi oldu. Müzede geçmişin şahane izleri bulunuyor. Bu izlerin çoğu Hıristiyanlığın geçmişine ait. Dini yaymak ve öğretilerini iletmek için koca bir site kurulmuş: şapeller, kiliseler, yemekhaneler...

Müzenin en ilgi çekici ve görkemli iki kilisesi önerilen yürüyüş rotasında son duraklar oluyorlar; biz kalabalıktan sakınmak adına ters yönde gezmeye başladık ve bu iki güzelliği taze bir zihinle inceleme şansımız oldu. Müze'den sonra Paşabağları'na yollandık. Peribacaları arasında yürüdük, çıktığımız tepeden karşıda uzanan İç Anadolu topraklarına hayran kaldık. Etrafta dolaşan onlarca insanın coğrafyayı keşfine şahit olduk, fotoğraf çektik. Kayaların neredeyse duyulabilen hikâyeleri vardı... Vadide yürümeye doyamıyordu insan. Açıkhava Müzesi'nden Ürgüp'e doğru giderken Devrent Vadisi'nde durakladık, deve şeklindeki peribacasına selam çaktık. Ürgüp'ün içinde dolandıktan sonra kendimizi Asmalı Konak'ta bulduk. Hey gidi. Alt avludaki televizyonda dizinin eski bölümlerini oynatıyorlardı. Ekrana bir bakış saniyelik zaman yolculuklarına sebep oluyordu. Bir sonraki durağımız otuz adım ötedeydi: Turasan Şarapları. 1943 yılında kurulan ve şu anda Türkiye'nin beşinci en büyük üreticisi olan firmanın şarap tadımını es geçmeyin. Damağımızdaki tat silinmeden Üç Güzellerin huzuruna çıktık. Erciyes Dağı güzellerin arkasında onları koruyor, kolluyordu. Günü Kızılçukur Vadisi'nde görkemli bir gün batımıyla sonlandırırken vadinin değişen renklerini izledik. Gün batarken o da surat değiştiriyor, geceye uzanırken bize çeşit çeşit oyunlar yapıyordu. Güneş Erciyes'i pembe renklere bulayarak gitti. Ardında içimizde sıcacık, mutlu bir melankoli bıraktı. Kapadokya büyülüyordu.