Hayallerim, Delorean ve Sen: İngiliz Edebiyatı
İngiliz Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngiliz Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2017

10½ Bölümde Dünya Tarihi

Julian Barnes'la yeni tanıştık. Kendisi bir İngiliz roman yazarı. Çağdaşımız. Adı sık sık kitap raflarından gözüme çalınsa dahi yazdığı sayfalarla buluşmamız yakın geçmişte benim ani bir kararla kitabı elime almamla başladı. Neydi beni çeken? Kuşkusuz eserin adının yadsınamayacak bir etkisi var: 10½ Bölümde Dünya Tarihi. On buçuk. Neden on değil? Ya da on bir? İster istemez merak ediyorum. Kitaba roman demek fazla keyfi oluyor; elimizdeki bütün, aslen birbiriyle alakasız (görünen) öykülerden oluşuyor. Elbette hepsini birbirine bağlayan bir üst kurgu mevcut; fakat bölümler birbirlerini mantıksal anlamda takip etmiyorlar. Uzun lafın kısası elimizdeki eser birbirinden bağımsız 10,5 bölümden oluşuyor ve geçmişe bir başka bakarak hiç sormadığımız soruları sormamıza ön ayak oluyor.

22 Ekim 2014

Dışa Yolculuk

Virginia Woolf’un 1915’te yayımlanan ilk romanı Dışa Yolculuk (The Voyage Out) yazarın ustalık dönemi eserlerinin verdiği tadı vermese bile içinde yaşamın günlük savaşlarından, insanlardan ve insanlık halinden, döneminin gelgitleri, durumları ve kadın-erkek ilişkilerinden beslenen birçok güzel kısım barındırıyor. Bir deniz yolculuğu ile başlayan roman aslında genç bir kadının, Rachel Vinrace’in, yaşamın her yönünü (toplumsallığı, cinselliği, duygularını) anlamlandırma sürecine bir bakış, basit bir ifadeyle bir büyüme hikayesi. Rachel deniz yolculuğunda ve sonrasında Güney Amerika’da geçirdiği aylar boyunca İngiliz toplumundan birçok farklı insanla tanışır; yeni insanlar hayatına anlamlandırmakta zorlandığı hisler, heyecanlar getirir; genç kadının zihnini ve kalbini şekillendirirler. Bu hikayeyi Woolf, diğer romanlarındaki deneysel tarzdan farklı olarak geleneksel roman tarzında anlatıyor. Romanda birçok yan karakter var. Bu bolluk en başta çok sevdiğim Woolf’un yaratıcılığına ve insanları yazma isteğine saygı duymama sebep olduysa da roman ilerledikçe birçok karakterin çoğunlukla es geçilmiş olması belki de daha az karakter daha iyi olurdu dedirtti. Uzun sayılabilecek bir okuma olan Dışa Yolculuk’ta Rachel’dan oldukça sapılan ve Woolf’un sanki dikkat dağınıklığı yaşadığını hissettiren kısımlar eserin bütünlüğüne zarar verse dahi Dışa Yolculuk’un Virginia Woolf’un kendi kalemini bulmadaki ilk adımı olduğu düşünülünce eser benim için oldukça önemli bir yere sahip oluyor. En sevdiklerim arasındaki kadının başlangıcı bu kitap.

4 Ağustos 2013

Avokado III

Ağustos avokadosu.

Avokado 1: 11. Doktor'a hayat veren Matt Smith'in, gönülçelen emektar dizi Doctor Who'dan ayrılacağı geçtiğimiz aylarda açıklanmıştı. San Diego'daki Comic-Con International'da kalp yaralayan vedalara imza attı Smith. Bugün BBC, 12. Doktor'u kimin canlandıracağını açıklayacak. Birleşik Krallık saatiyle akşam yedide yapılacak yarım saatlik özel yayınla yeni Doktor'u canlandıracak aktör duyurulacak dünyaya. Karmaşık hisler içindeyim.

22 Mayıs 2013

Virginia Woolf III


Mîna Urgan hiç süphesiz Türkiye'nin en önemli akademik insanlarından. Urgan'ın 1995 yılında yayınlanan Virginia Woolf adlı, Woolf'un hayatını ve eserlerini anlatan ve inceleyen kitabı hakkında bu yazı.

24 Nisan 2013

Bulut Atlası


İngiliz yazar David Mitchell'ın romanı Bulut Atlası, altı farklı yer ve zamanda karşımıza çıkan kurmaca karakterler üzerinden insanlık tarihinin bir haritasını çiziyor. Bu harita içine katılan metafiziksel öge ile epik bir dünya tarihi atlasına dönüşüyor ve okuyucuyu insanı insan yapan birçok unsur hakkında düşünmeye davet ediyor. Altı yüz küsur sayfada altı farklı kısımda 19. Yüzyıldan başlayan ve gelecekte bilinmeyen tarih sonrası çağlara uzanan kurmaca bir gidişata tanık oluyoruz. Kitabın arka kapağına ulaşıldığında ise kalpte bir korku kalıyor; içten içe bu kurmaca gidişatın gelecekte insanlığın başına geleceklerden çok farklı olmayabileceği hissiyatı insanı ürpertiyor.

3 Şubat 2013

Londra I

Londra'nın gerçekliğinden kuşku duymak ne haddime! Ama yıllardır sadece kitaplardan okuduklarım, dergi, gazetelerden ve bilgisayar ekranlarından gördüklerimle kafamda yarattığım şairler Londra'sı hiç kuşkusuz masalsı bir niteliğe bürüneli çok oluyor. Woolf''un Londra kadınları, Dickens'ın yokluk insanları ve Ackroyd'un mistik Doktor Dee'si, Londra'da bana eşlik ettiler. Harry Potter uzaklarda bir diyarda -en az zümrüt yeşili şehir kadar uzak mıdır?- bu şehirde sürükledi ayaklarını ve King's Cross'tan bindi Hogwarts trenine. Ne romantik komedilere ve dramlara sahne oldu tuğla duvarlı evleri. Bu zenginlik ile büyüdü gözlerim ve şaşkınlığım. Londra ile ilk tanışmam gerçekleşti; azı ve çoğu ile bu şehir bütün o kurgulardaki gibi görkemli. Önümüzdeki zamanlarda hakkında yazabilirim, şimdilik Londra sokaklarında gezenlerin rast gelebileceği sokakların fotoğraflarını paylaşıyorum.

14 Haziran 2012

Virginia Woolf I


(1882 - 1941)

Virginia Woolf bana pek çok şey öğretti her kitabında. Kendi zihin akışımda kaybolduğum zamanlarda derin bir nefes alıp, Woolf’un yazılarını düşünürüm. Bilinç akışı tekniği ile masum ve kuvvetli bir şekilde kaleme aldığı birçok eserinde hayran kaldım kalemine. Hatta teknik ile oynamak, sınırları zorlamak onun için önemliydi. Dalgalar’da somut dünyayı çıkardı öyküden, sadece zihinlerinde dolandı karakterlerin. Edebiyat dünyasının erkek baskın dünyasında bir nefes için çok çaba harcadı senelerce. Yazmak değildi sadece amaç; içinden çıkamadığı depresyonundan kurtulmanın bir yoluydu. Maalesef depresyon ile senelerce süren savaşından sonra intihar etti Virginia Woolf. Bir nehre bıraktı kendini, cebine doldurduğu taşlarla, ve sessizce boğuldu.

-Woolf hakkında yazmayı kendime görev bildim. Bu ilk Woolf yazımda İletişim Yayınlarından çıktığı sıra ile ilk üç (Mrs. Dalloway; Deniz Feneri; Orlando) kitabına ufak giriş yazıları yazacağım. Bu yazılar devam edecek. -

Woolf’un romanına konu edindikleri her gün algıladıklarımız aslında. Fark etmeden bilinçaltına işlediklerimiz, düşünmeden çıkanlar ağızdan ve bilmeden yerleşen yargılarla besledi o eserlerini. İletişim Yayınları’ndan bütün eserleri çıktı; sırası ile alıp okuması öyle zevkli; öyle coşturucu ki. Mrs. Dalloway’i tanıdığınızda onda bir parça bulacaksınız kesinlikle kendinizden. Çiçekleri almaya gider Clarissa Dalloway bir haziran günü; akşam evinde parti olacaktır. Orta sınıfın en saygın temsilcilerinden biridir O. Tek bir gününü anlatır Woolf, Mrs. Dalloway kitabında. Sıradan bir gündür Mrs. Dalloway’in hayatında, karşılaştıkları ve hissettikleri anılarını canlandırır, aynı anda zihni akşamki partidedir.  Onunla beraber dolanırız Londra’da, burjuva zihninden geçenleri okuruz.

Deniz Feneri’nde ise Ramsay ailesi ve konukları ile birlikte onların İskoçya’daki yazlık evlerine davet ediliriz. Ramsay’ler geçmişte burada uzun ve mutlu tatiller geçirirler. O tatillerin soluk; fakat bir o kadar da güçlü ve etkili anıları doludur zihinlerinde. Kısa bir sal yolculuğu ile gidebilecekleri Deniz Feneri’nin görüntüsü, yeşillik çayırlar, yemek odasında tabaklara vuran ışık ve daha birçok ufak detayları ile sonsuzluğu barındırıyormuş hissi yaratır bu ev.  O mutlu zamanlar geçer, çocuklar büyür, ölüm girer araya ve bu mutlu insan topluluğu ayrı düşer. Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde (Pencere) Ramsay’lerin yaz evindeki güzel günlerinde dolanırız; ikinci bölümde (Zaman Geçiyor) aradan geçen on yılda neler olduğu anlatılır. Ölüm, özlem ve hüzün hakimdir bu ikinci bölüme. Üçüncü bölümde (Deniz Feneri) ise kalan Ramsay üyeleri yazlık eve geri dönerler. Woolf, bilinç akışı tekniğini ustaca kullandığı bu romana bir sürü otobiyografik öğe yükler.


Orlando ise benim en eğlenceli ve gizemli bulduğum romanlarından. Orlando, I. Elizabeth İngiltere’sinde doğmuş, yaşlanmak istemeyen genç bir adam. Yaşlanmayan ve en nihayetinde hiç ölmeyen Orlando’nun 400 yıl süren yaşam macerasını yazıyor Woolf. İngiltere, toplum, mekan ve çağ değişirken, Orlando yaşlanmaz; fakat kitabın yarısında uzun bir uykudan sonra cinsiyeti değişmiş olarak uyanır. Bu cinsiyet değişiminin neden ve nasıl’ına asla dokunulmayan bu  gizemli insanın üzerinden İngiltere’ye bakıyoruz çoğunlukla. Siyaset, edebiyat, romantik ilişkiler, toplumda kadın-erkek ikilemi gibi birçok konuya değiniliyor. Kitabın bir kısmında zamanın kralının İngiltere elçisi olarak İstanbul’a geliyor. Dönemin Konstantinopolis’inde de dolaşır Orlando.
Orlando’yu Tilda Swinton’un canlandırdığı, Sally Potter’ın yönetmenliğini yaptığı bir sinema filmi mevcut. Orlando rolünde Swinton kesinlikle başarılı. Aynı anda hem yumuşak hem sert olan yüz hatları ile Orlando’nun kadınsı ve erkeksi yüzünü canlandırabilmeyi başarmış. Bir edebi uyarlama olarak film, kitabı severleri çok tatmin etmeyebilir; fakat Woolf’un eserini sinemaya uyarlama  işinin baya uğraştırıcı ve zor olduğuna inanıyorum.

NOT: Mrs. Dalloway 1925’te, Deniz Feneri 1927’de, Orlando 1928’de yayımlandı.
Tilda Swinton Orlando rolünde