Hayallerim, Delorean ve Sen: Under the Dome

19 Ocak 2014

Under the Dome

Stephen King'in 2009 yılında yayınlanan romanı Under the Dome'dan uyarlanan aynı adlı CBS dizisinin ilk sezonu bu yaz yayınlanmıştı. İlk bakışta konusu çok ilginç gelen dizi, izlendikten sonra çok üzüyor, harcanan vakte değmiyor. Normalde burada çoğunlukla beğendiğim eserleri/dizileri/kitapları paylaşmama rağmen Under the Dome hayal kırıklığını paylaşmak, derdimi anlatmak istedim.

Under the Dome, ufak bir Amerikan kasabası olan Chester's Mill'in üzerinde birden beliren şeffaf bir kubbe ve kubbenin hapsettiği kasaba halkının hikayesini anlatıyor. Bu gizemli, yok edilemez kubbenin nereden geldiği soruları ile boğuşulurken, kasaba halkı da aynı anda kapalı mekanda yaşamaya adapte olmaya çalışıyor. Okuduklarıma göre, King'in romanından oldukça esnek uyarlanmış dizi. Yazarın senaristler arasında oluşu, eserinin özünü koruyacağı sinyallerini vermişti bana; ama Kubrick'in The Shining'ini kendi kitaplarının uyarlamaları arasında nefret ettiği tek film olarak sayan yazarın sinemadan/televizyondan, hikayeyi görsel anlatma sanatından pek anlamadığı sonucuna varılırsa, Under the Dome'a da pek yararının dokunmadığını görünce şaşırmıyor insan. Ben romanı okumadım; ama yorumlara göre insanlar oldukça akıcı ve heyecanlı bulmuşlar King'in eserini. Peki aynı heyecan ve akıcılık neden diziye aktarılamamış? Diziyi kötü eleştirilerle boğmadan evvel -ve tabi ki spoiler almak istemeyenlerin okumayı burada keseceğini de hesaba katarak- iyi birkaç noktasını da yazmalı ki verilen emeğe, bir şeyler üretme sürecine toptan saygısızlık ettiğim düşünülmesin. Oldukça göz dolduran ve estetik sahneleri yok değil Under the Dome'un. İlk bölümde, kubbenin ortaya çıkışı sırasında böldüğü bedenler ve kubbenin sebep öldüğü ölümler gayet çarpıcı bir şekilde gösteriliyor. İlerleyen bölümlerde politika ve iktidar hırsı hakkında ara sıra yapılan diyaloglar, samimi ve gerçekçi eleştiriler barındırıyor. Konusundan ötürü hayal gücünü çalıştırıyor, teoriler ürettiriyor; ama işte seyirciyi kendi dünyasına çekmeyi hiç başaramıyor. 

-Bundan sonra dizi hakkında detaya kaçan bilgiler verilecek. Gerçi büyük ihtimalle diziyi izlemeyeceksiniz; ama uyarmadı demeyin.-

Öncelikle karakterlerle ilgili çok büyük sorunlar var. Vasat oyunculukların elinde zaten tehlikede olan karakterlerin her biri dizinin farklı yerlerine -bazıları tüm dizi boyunca!- çuvallıyorlar. Junior öyle itici, Linda ise o kadar kör ve saf ki bazen bölüm boyunca bu ikisinin hareketlerine inanmazlıkla boğuşuyorsunuz. Junior'ın psikopatlığını olabilecek en kötü şekilde ekranlara yansıtmak amaçlandıysa eğer, başarmışlar. Bir de oyuncuların en eli yüzü düzgünlerinden birini en itici role koymuş olmaları ve esas oğlanı canlandıracak aktörü (bkz. Mike Vogel) seçerken işi savsaklamışlar hissini yaratmaları da ayrı bir gariplik. Junior dudaklarını yalar ve etrafa boş bakışlar atarken, hin ve yalancı babası Big Jim Rennie kasabayı demir bir yumrukla yönetme derdinde ve bu güce susamışlığıyla önüne geleni öldürüyor, üstüne yaptığı her şeyin kasabanın iyiliği için olduğu kılıfını geçiriyor, o da yetmiyor mağdur edebiyatında doktora yapıyor. Kubbe altının Recep Tayyip Erdoğan'ı ile karşı karşıyayız kısacası. Big Jim'de ters olan şey ise karakteri gerçek kılan insan kusurları. Sezon başlarında daha yumuşak taraflarını görür gibi olmamıza rağmen sezonun ikinci yarısında dur durak bilmez bir tırmanışla oğlu Junior'ı aratmayacak derecede itici ve karikatürize bir tipe dönüşüyor. Linda'nın, Big Jim'in nasıl bir insan olduğunu görememesi ise onu yanlış yazılmış bir karakter yapıyor. Öyle ki karakterin geçmişinden, ilk bölümlerde -tanışma bölümlerinde- tanık olduğumuz hareketleri ve senaristler tarafından gözümüze sokulan adalet ve kanun yanlısı halinden eser kalmıyor ilerleyen bölümlerde. Bir karakter böyle mi yazılır?
Karakterlerin sorunlarını göz ardı etsek bile ilerlemeyen, akmayan olay örgüsüne takılıyoruz. Bir sezon boyunca gereksiz ayrıntılara takılıp tökezleyen, en önemli soruları sormayan senaryo ile 13 bölümü heyecanla izlemek mümkün olmuyor. Oysa eldeki konu ile sürükleyici ve heyecan verici bir olay örgüsü yaratmak bu kadar zor olmamalı!

Kısacası Under the Dome bir hayal kırıklığı. Olur da bir dönem izleyecek hiçbir şey bulamazsanız bir göz atarsınız; belki hoşunuza gider. Ben hiç sevemedim bu diziyi.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...