Hayallerim, Delorean ve Sen: Konuk Yazar
Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2014

Misafir Var: The Clock

Merhabalar! Blog'da misafir ağırlamaya devam ediyoruz. Her konuk yazarın Hayallerim, Delorean ve Sen'e getirdiği farklı renklere bugün, eski ama taze dostlardan Pelin'in The Clock adlı belgesel hakkında yazdığı yazı ekleniyor. Keyfini çıkarın.

The Clock

Salt Beyoğlu, su sıralar 9 -25 Mayıs 2014 arası, Christian Marclay’in 2010 tarihli eşsiz belgeseli  "The Clock“a ev sahipliği yapıyor.

8 Aralık 2013

Misafir Var: Bruce Wayne'in Alternatif Hayatı

Uzun bir aradan sonra üçüncü misafir yazarım karşınızda! İlk konuğumun öyküsü Otobüs'ten sonra ikinci kez kurguyu konuk ediyorum Blog'a. Bu sefer sevgili Hayat'ın alternatif Bruce Wayne hikâyesini okuyacaksınız. Post-modern bir yapıda modern dünyaya kurulan ilginç bağlantılar,yapılan eğlenceli göndermeler ve kendine has şeker/deli/fantastik tarzı ile yazıyla sizi baş başa bırakıyor ve aradan çekiliyorum.



Bruce Wayne'in Alternatif Hayatı

Küçük Bruce Gotham City'nin en havalı sosyete ailelerinden olan Wayne ailesinin biricik, tek şehzadesiydi. Annesi ve babasi Bruce'u çok severdi, oyuncaklar, pahalı kıyafetler, odasına televizyon ve videokaset oynatıcılar almalar mı istersin ne istersin. Ne istese vardı işte Bruce'un. Gerçi hayatta en çok istediği şey olan bir kardeşi yoktu işte. Hafif despottu ailesi, annesi Martha Wayne "Bir tane daha doğuramam Bruce, sen oyun arkadaşı istiyorsun diye ben vücudumu bu sarkmaya maruz bırakamam. Sana o kadar Furby aldık, Pu-chi aldık onlarla oyna. Sıkıldığında Alfred Amcana söyle o da oynar seninle. Değil mi Alfred?" derdi. "Tabi ki hanımefendi, Şehzademizin emrine amadeyim." diye cevaplardı Alfred de yazık.

27 Haziran 2013

Misafir Var: İki Farklı Yorum

Geçtiğimiz ekim ayında Blog'da ilk misafiri ağırlamıştım. Bugün güzel insanım İzlem Görer'i konuk ediyorum. Sayın Görer, şiiri yazısının merkezine alarak yorum farklarından söz ediyor; fakat edebiyatın ve sanatın bütün dallarına uzayabilecek bir tartışma bu.
İki konuğumun da, Blog'da üstünde durmadığım -duramadığım- türler/konular üzerine yazılarının bu ufak köşeyi çeşitlendirmesinden duyduğum memnuniyeti dile getiremem. Daha fazla uzatmadan lafı İzlem'e bırakıyorum.


İki Farklı Yorum

Kemal Özer
Edebiyatta zaman içinde bir yapıtı çözümlerken, geleneksel 'klasik sorgulama biçimi' değişmiş ve metnin ana fikri yerine metnin derin yapısındaki anlamı bulmaya yönelik sorgulama biçimleri için farklı edebiyat kuramları ortaya çıkmıştır. Alımlama estetiği ve okur merkezli kuram da bunlardan bir tanesidir. Bu kurama göre, farklı okurlar yapıtı farklı biçimlerde metnin iç tutarlığına aykırı olmayacak şekilde elde ettiği nesnel verileri birleştirerek kendi öznelliği içinde yorumlamakta özgürdürler. Fakat "Eserin anlamını yazardan daha iyi kimse bilemez. Eserin gerçek anlamı yazarın düşündüğü anlamdır." gibi yerleşmiş yaygın bir düşünce kalıbı vardır bazı çevrelerce. Okur merkezli kuram açısından yazarın nerede durduğu ya da metnin toplumsal-tarihsel bağlamı konuları çok açık değildir. Bu kurama göre zaten yazarın konumunu sorgulama amacı güdülmesine gerek yoktur. Çünkü yazarın anlatmak istediği ile anlattığı şey her zaman aynı olmayabilir. Ne demek istediğini açıklarken eksik söyleyebilir; kendisi de yanılabilir. Yazarın eseri yazarken kafasında her zaman tek bir amaç bulunduğu da iddia edilemeyebilir. Amacı, eseri yazarken değişebilir; bir takım aşamalardan geçebilir.

29 Ekim 2012

Misafir Var: Otobüs

Bugün Blog'da güzel ve heyecanlı yeni bir sayfa açılıyor! İlk konuk -komik- yazarımı ağırlıyorum. Blogda konuk ağırlamam bencil nedenlerimden ziyade -blogu güncel tutmanın omuzlarımdaki yükünü azaltmak- paylaşmanın güzelliği ile motive ediliyor. İlk konuğum Sayın Başman. Otobüs adlı kısa öyküsüyle blogu şenlendirecek bugün. Lafı kısa kesiyorum; sözü Otobüs'e bırakıyorum.


Otobüs

    Karlı bir Moskova sabahıydı. Aslında Moskova'da değildim, Almanya'nın batısında, Fransa sınırına yakın bir şehir olan Karlsruhe'deydim. Şubat ayıydı ama karlı da değildi aslında, hele sabah hiç değildi, dümdüz akşam olmuştu. Liseden arkadaşlarım Murat, Kerim ve Serhat'la buluşmuştum o gün. Ayrı evlerde kendi küçük hayatlarımızdan sıkılmış, bir iki birşey içmek istemiştik. Gayet ortalama bir buluşma olmuştu, hiçbirimizin siyah beyaz hayatlarına renk katmamıştı buluşma, hava almıştık ve para harcamıştık. Safi zarar olduğunu fark ettiğimde “E hadi ben kaçtım.” deyip Murat'ın cümlesini bile bitirmesini bekleyemeden ayrıldım yanlarından. Aslında ne muhabbetti canımı sıkan ne de gereksiz harcanan para; Semih'ti Serhat'tı Osman'dı. Kuruyup kalmıştım bir sürü adamın arasında yıllardır. Üstelik de Avrupa'ya gelmişiz hepimiz, hala dışarı çıkarken Hasan, Rıfat, Orhan...