Hayallerim, Delorean ve Sen: Middlesex

25 Ocak 2015

Middlesex

Bazı kitapların adlarını bir yerlerde duyarsınız, kapak tasarımları bir anlığına gözünüze ilişmiştir. Yazar hakkında soluk bir bilginiz vardır. Bir kitabı filme uyarlanmıştır. Ne o kitabı okumuşluğunuz, ne de filmi izlemişliğiniz vardır. Yeri ve zamanı çıkartamasanız da bunlar birikir ve hiç okumadığınız, hakkında pek bir şey bilmediğiniz o kitap hakkında bir fikir oluşuverir. Uzun zaman sonra elinize geçen kitaba satır satır aşık olurken kafanızda daha önceden oluşmuş resme anlam veremez ve suçu bu kitabın ne hakkında olduğunu öğrenmek için ayırmanız gereken azıcık zamanı ayırmadığınız için kendinizden başka kimseye atamamanızın burukluğu çöker üzerinize. Sonra neyse dersiniz, sonuçta kitabınızla ilişkiniz gayet iyi devam ediyordur, aşkınızın alevlerinin harlanacağına inancınız tamdır. Kitaba uzanır, koltuğa gömülür ve okumaya devam edersiniz.





Yazının giriş paragrafı benim Middlesex ile hikâyemi kapsar nitelikte. Jeffrey Eugenides’i Virgin Suicides’dan biliyordum. Kitabı okumamıştım. Filmi de yıllardır bekler durur.

Eugenides Amerikalı romancı ve kısa öykü yazarı. Şu ana kadar üç roman yazdı: The Virgin Suicides (Bakir İntiharlar, 1993), Middlesex (2002) ve The Marriage Plot (2011). Yazarın son romanı henüz Türkçe olarak yayınlanmadı, ilk iki romanı ise İnkılap Kitabevi tarafından basılmış. Eugenides, Middlesex ile Pulitzer Ödülü’nü kazandı. Nesnel gerçekleri sıralamayı bırakalım mı? Haydi.

Bir Yunan-Amerikan ailenin, Stephanideslerin üç kuşağının ve bir genin kuşaklar arası seyahatinin hikâyesi üzerinden kimlik arayışını anlatan,  epik bir roman Middlesex. 1920’lerin Bursa’sından sanayi kenti Detroit’e uzanıyor. Roman, oldukça geniş bir araştırmanın ürünü olduğunu hissettiriyor. Eugenides’in Stephanideslerin köken mevzusuna eğiliminde kendisinin de baba tarafından Yunan kökenine sahip oluşunun yarattığı birtakım avantajlar sayfalarda seziliyor. Başkişi Calliope ‘Cal’ Stephanides’in (üçüncü kuşak aile bireyi) her şeyi bilen anlatıcı oluşu, ailenin günlük yaşamını, alışkanlıklarını, ve geçmişten gelen kültür ile günün Amerika’sının değerlerinin harmanlanışını birinci dereceden yakın ilişkiler yaşadığı kişilerin üzerinden anlatışı okuyucuyla roman arasında oldukça samimi, organik bir ilişkinin gelişmesine ön ayak oluyor. Eugenides’in romanında başarıyla yaptığı bir başka şey ise hikâyenin mekânı olan şehirleri pek az karşılaşılan bir üslupla betimlemesi. Yazdığı şehrin görülebilir ve daha gizli saklı kalmış özelliklerini, tarihten ilginç anekdotlarla beraber romanına ve kişilerinin zaman çizgilerine yedirerek veriyor. Yazarın karakterlerini yerler, objeler, atmosferler ve yer yer zaman çizgileriyle bağdaştırışını, keyif veren ve yaratıcı benzetmelerle kişilerini bezeyişini çok beğendim.

Yazının bu noktasına kadar değinmediğim, Middlesex’i okumak için önemli bir sebep var: Baş karakterin interseksüel oluşu. Bir genin seyahatinden bahsedişimi hatırlıyor musunuz? İşte bu durumdan o gen sorumlu. Romanın anlatıcısı Calliope ‘Cal’ kendi varoluşunun izlerini bu genin izini sürerek aktarıyor bizlere. Karakterimiz cinsel kimlik meselesine bireyin kimliği meselesiyle beraber giriyor, tüm deneyimlerini dürüstçe ve açık yüreklilikle kaleme alıyor. Bize oldukça yabancı geleceğine inandığımız bir durumun içine bizi öyle güzel, öyle doğal sokuyor ki kendimizi Cal’in bedeninde, hücrelerinde ve daha da içeriye yolculuk ederken, DNA’larında yatan hikâyesinde buluyoruz.

Roman yüzlerce sayfasına rağmen sürükleyici bir okuma vaat ediyor. Bu sürükleyicilik Eugenides’in dilinden, yarattığı karakterlerin çeşitlilik ve gerçekçiliğinden kaynaklanıyor ( fakat gerçekçiliğin içinde bir doz doğaüstülük seziyorsunuz).  Ah tabi romanın tarihsel kurguyla akrabalığı da yadsınamaz. Eser bu akrabalıktan besleniyor, anlatımıyla okuyucuya eşlik eden görsel, eğlenceli, şenlikli bir tarihi diorama yaratıyor. Ailenin değişimi ile dünyanın değişimi birbirine geçiyor, bize de buna satırlarda çeşitli benzetme ve ilişkilendirmelerle tanık olmak düşüyor. Mesela ailenin maddi durumunun seneler boyunca alınıp satılan arabalar üzerinden bir paragraf içinde anlatıldığı kısmı okuması, hayal etmesi pek zevkliydi. Bu sıralar çok yaratıcı örnekleri bulunan infografiklerin edebi ortamdaki temsilciliğini üstleniyor Middlesex. Sanırım benzetmelerle romanın okuyucuyu kelimeler üzerinden görsel olarak uyarışı konusu üzerinden yeterince durdum.

Middlesex’i oldukça beğendiğim ortada. Yazıyı sonlandırmadan hoşlanmadığım bir noktadan bahsetmek isterim. Anlatıcının roman içerisinde ara ara direkt okuyucuyla konuştuğu kısımlar vardı. Bunların bir kısmı pürüzsüz geçişlerle başarıyla kotarılsa da genel olarak hikâyeyi fazla bölüyorlar. Bu tarz geçişlerin yarattığı, anlatılanı daha kolay bir yoldan verebildiği için bu seçimin yapıldığı düşüncesi ister istemez esere zarar veriyor. Tabi ki bu Middlesex’in diğer birçok harika yönünü gölgelemeye yetmiyor.

Kitabı İngilizce orijinalinden okumak isteyenler Middlesex’i Bookserf üzerinden iki haftalığına Kerem’den ödünç alabilirler.

Jeffrey Eugenides

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...