Hayallerim, Delorean ve Sen: Ekim 2012

31 Ekim 2012

Looking for Mr. Goodbar (1977)


Açılış jeneriğinden.
Rossner'in romanı hakkındaki yazım için buraya tıklayın.
Looking for Mr. Goodbar'ı -türkçe çevrimindeki adı ile İsterik'i- okumuş ve hakkında da bir yazı yazmıştım. Arayı uzatmadan film uyarlamasını izledim. 1977 yapımı filmin yönetmeni Richard Brooks. Brooks ayrıca sinema tarihinde önemli yere sahip iki filmin de yönetmeni: Cat on a Hot Thin Roof (1958, bir Tennessee Williams uyarlaması) ve In Cold Blood (1967, Truman Capote'nin aynı adlı romanından uyarlama).

29 Ekim 2012

Misafir Var: Otobüs

Bugün Blog'da güzel ve heyecanlı yeni bir sayfa açılıyor! İlk konuk -komik- yazarımı ağırlıyorum. Blogda konuk ağırlamam bencil nedenlerimden ziyade -blogu güncel tutmanın omuzlarımdaki yükünü azaltmak- paylaşmanın güzelliği ile motive ediliyor. İlk konuğum Sayın Başman. Otobüs adlı kısa öyküsüyle blogu şenlendirecek bugün. Lafı kısa kesiyorum; sözü Otobüs'e bırakıyorum.


Otobüs

    Karlı bir Moskova sabahıydı. Aslında Moskova'da değildim, Almanya'nın batısında, Fransa sınırına yakın bir şehir olan Karlsruhe'deydim. Şubat ayıydı ama karlı da değildi aslında, hele sabah hiç değildi, dümdüz akşam olmuştu. Liseden arkadaşlarım Murat, Kerim ve Serhat'la buluşmuştum o gün. Ayrı evlerde kendi küçük hayatlarımızdan sıkılmış, bir iki birşey içmek istemiştik. Gayet ortalama bir buluşma olmuştu, hiçbirimizin siyah beyaz hayatlarına renk katmamıştı buluşma, hava almıştık ve para harcamıştık. Safi zarar olduğunu fark ettiğimde “E hadi ben kaçtım.” deyip Murat'ın cümlesini bile bitirmesini bekleyemeden ayrıldım yanlarından. Aslında ne muhabbetti canımı sıkan ne de gereksiz harcanan para; Semih'ti Serhat'tı Osman'dı. Kuruyup kalmıştım bir sürü adamın arasında yıllardır. Üstelik de Avrupa'ya gelmişiz hepimiz, hala dışarı çıkarken Hasan, Rıfat, Orhan...

28 Ekim 2012

Six Feet Under


Karlı bir sabaha uyanınca bugün uzun zamandır beklettiğim bir yazıyı paylaşmanın vaktidir artık dedim. Böylesi güzel günlerde hatırladığımda içimi ısıtan, 21. yüzyılın en güzellerinden biri hakkında okuyacaksınız altta; Six Feet Under hakkında:

Yeniliklerin en güzel anları başlangıçta. O tazelik hissi, yeni yeni keşfetmeye başlamış olmanın verdiği değişik haz ve geleceğe doğru uzanan olasılıklar silsilesi... O his pek çok yerde çıkar karşısına adamın. İlk kez adım attığım mekanlarda, daha önceden tadını bilmediğim yiyeceklerde, kapağını açtığım kitaplarda, açılış jeneriğini izlediğim filmlerde ve ilk bölümlerini izlediğim dizilerde. 

26 Ekim 2012

Uçuç Böceği VIII

Uçuç Böcek'lerine yenisini eklemenin gözümden kaçmış olmasının en büyük sebebi tumblr'da her gün güzellik dozumu aksatmadan almamda aranabilir; fakat burada serinin devamını getirmezsem olmaz. O yüzden çoğunluğu ile tumblr'da tanışılmış görsellere bakarken afiyetler diliyorum size. Ve bir de günaydın tabii.
Woody Allen

20 Ekim 2012

Atıf Yılmaz & Woody Allen

Atıf Yılmaz

Atıf Yılmaz'ı Woody Allen'a benzetirim. Eğreti bir benzetme gibi görünebilir bu, evet; fakat ikisinin de çok üretken yönetmenler olduğu - Woody Allen hemen hemen her sene bir film çekiyor; Atıf Yılmaz ise vaktinde aynı yıl içerisinde altı film çekmiş - tartışılamaz. Farklı şeyler denemekten çekinmediklerini, yenilikçi ve şaşırtıcı filmlerinden biliyoruz (Bkz. Woody Allen'ın Every Thing You Always Wanted to Know About Sex * But Were Afraid to Ask'ı ve Atıf Yılmaz'ın Arkadaşım Şeytan'ı ya da Aaah Belinda). Hem Yılmaz'ın, hem de Allen'ın filmlerinde kadınların özel yerleri vardır. Aynı aktris ile birçok defa çalışırlar ve bu aktrislerin alametifarikaları olur ikisi de. Mesela Müjde Ar ve Türkan Şoray, Atıf Yılmaz'ın; Diane Keaton ve Mia Farrow ise Woody Allen'ın birçok filminde çıkarlar karşımıza. Allen'ın kalemine karşın, Atıf Yılmaz'ın senarist kimliğinden söz edebiliriz. En nihayetinde ortak paydaları olarak sıralayabileceğim bu özellikleri dışında, son olarak ikisinin de çok sevdiğim insanlardan olmaları var.

16 Ekim 2012

Virginia Woolf II

Haziran'da yazdığım Woolf yazısının üzerinden geçen zamanın söylediği tek şey var: Woolf hakkında yazmak güç ve cesaret ister. Woolf'u yazı ile anlatmanın zorluğu, yazarın yazıyı hatmetmiş olmasından gelir. Ardından yazılanlar -hele ki benim gibi bir amatörün elinden çıkma olanlar- yetersiz ve çirkin kalacaklardır. İşte bu yüzden o dört ay önce nasıl başlamışım Woolf hakkında karalamaya bilmiyorum şu anda. Deli cesareti de diyebiliriz, bana birçok şey katan bu güzel ve etkili kadına kendimce vefa borcumu ödemenin ufacık bir yolu da. Gene de bütün bu laf cambazlığının dışına çıkacak olursak Virgina Woolf II'yi yazmamak hazin bir hayal kırıklığı yaratırdı içimde.
Woolf'un kitaplarını yazma sırası olarak İletişim Yayınları'ndan çıkan Toplu Eserleri dizisindeki sıralandırmayı tercih etmiştim. Aynı sıra ile devam ediyorum.

11 Ekim 2012

İsterik: Erotik Roman Olmayan Roman


Sahaflarda karşıma çıktığı vakit aklımda onu herkesin elindeki Fifty Shades of Grey’ine karşı kalkanım olarak kullanmak vardı. Türkçe adıyla Grinin Elli Tonu adlı erotik roman hâlen en çok satanlar rafında başta duruyor. Ben de bu başarısını anlayamıyor ve benim günümüz toplumunun kolektif bir delilik halinde savrulup durduğuna olan inancım güçleniyor. Öyle ki elle tutulur her eleştiri yazısında kitabın edebi niteliğinin yokluğunun altı çiziliyor. Sırf erotik diye de okuyamam ben. Eh haliyle bu erotik çılgınlığın içinde kendime bir yer bulmak için arayışa girdim.

9 Ekim 2012

Merhabalar!

Aylardır beklediğim bir proje sonunda kapılarını açtı ve ben de onun bir parçası olmaktan memnunum. Radikal Blog'dan bahsediyorum. Dün yayına giren Blog'da -an itibarı ile- 248 ayrı blog okurların beğenisine sunuluyor. Bu kadar çeşitlilik arasında zevkinize hitap eden, çok değerli yazılar bulabilirsiniz. Hayallerim, Delorean ve Sen'i de Radikal Blog'da konuk etmekten mutluluk duyuyorum! Ortalama haftada bir yazı ile katkıda bulunacağım Blog'a bir göz atın derim. Ian McEwan'ın Amsterdam'ı ve Jorge Luis Borges'in Kum Kitabı'nı yazdığım yazıları Blog'da bulabilirsiniz.
Blog'un yeni açılmasının coşkusu bir yana geliştirilmesi gerektiği konusundan bahsetmemek olmaz. Kullanımı kolaylaştırılmalı; yazı ve yazarlara erişimde pratiklik artırılmalı -mesela alfabetik sıralama özelliği konulmalı- ve görsellik konusunda da siteye bir el atılmalı; gene de iyi ki geldin Blog. Merhabalar sana!

6 Ekim 2012

Haşlanmış Yumurta ve Tekboynuzlar

Murakami'nin kafa kurcalayıcı, sürükleyici ve algıda fark yaratıcı bir kitabının daha ardından dünya farklı bir şekilde işlemeye başladı gözlerimin önünde. Bu işleyiş değişikliğini nasıl anlatsam size? Durun, kitaptan başlayalım.

3 Ekim 2012

No: Propagandanın Derin Sularında

No -Hayır- (Yönetmen: Pablo Larrain, Şili yapımı) hem günümüz Türkiye'sine kurabileceğimiz paralellikler ile, hem de şiddet ve güç savaşlarının bir türlü eskimeyen yüzlerine çevrilen kamerası ile dikkat çekici bir yapım. Başrolünde Gael Garcia Bernal var. 1988'de Pinochet liderliğindeki Şili'de geçiyor film. Pinochet'nin 15 yıllık dikta rejimine darbeyi vuran referandum sürecinin propaganda aşamasına detaylı bir bakış atıyoruz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...