Hayallerim, Delorean ve Sen: Nisan 2012

29 Nisan 2012

Duvarımda ne var?

Güneş odaya pek bir güzel vurdu bu akşamüstü; bende ışığı izledim duvarlarda. Sonra gözlerim değişik vakitlerde astığım resimlere, posterlere ilişti duvarda. Atmosferinde verdiği hazla paylaşmak istedim hayatıma, duvarıma kattığım bu ufak güzellikleri. Eh düşüncelere daldıktan sonra da güzelim güneş kayboldu gitti ufukta, fotoğraflarım da azıcık karanlık oldular.

Time'ın Person of the Year sayısından koparılma - Yılın Kişisi Seçilen "The Protester" 
Zamanında karaladıklarım
Atlayan, zıplayan, yatan, deliren, çıldıran IKEA adamcıkları
V2K Designers'ın 2010-11 Sonbahar Kış kataloğundan

Edward Hopper'ın Nighthawks


Haydi inşallah.


27 Nisan 2012

A Game of Thrones - Ya Kazanırsın Ya Ölürsün

A Game of Thrones. George R.R. Martin'in A Song of Ice and Fire adlı fantezi roman serisinin ilk kitabının adı ve aynı kitaptan uyarlanan, milyonların gönlündeki tahtlara oturan başarılı HBO dizisi. Kurmaca, ortaçağı andıran, Westeros diyarında geçen hikaye hanedanların birbirleri ile taht, iktidar ve güç için giriştikleri kavgalar, savaşlar ve oyunlar olarak çok yüzeysel bir şekilde özetlenebilir. Diziyi izleyenler bilecektir, karakterler boldur ve hikaye birçok paralel katmandan oluşur. Kitabı okuyanlar da bilir: Dizideki karakter bolluğu romandakini aratmasa da, dizinin her bir karakterin üzerinde kitaptaki gibi duramamasının yarattığı belli bir eksiklik var; fakat dizinin birçok hüneri kitabı okuyanları bile onu izlerken bu tür eksiklikleri gözardı edebilmesini sağlıyor. Kitaptaki olay ve düşünce akışı ve neden-sonuç ilişkisine verilen derinlik, dizide -koşullar gereğince ve doğal olarak- sığ kalır.  Gene de dizinin çok başarılı bir adaptasyon olduğu su götürmez. HBO, George R.R. Martin'le bütün prodüksiyon, çekim ve seriyi hayata geçirme sürecinde çok yakın çalışmış ve yazar senaryoyu ve diziyi nasıl beğendiğini birçok röportajda dile getiriyor. Eh serinin yaratıcısının beğenisi de önemli bir unsurdur. (Her zaman olmamakla beraber. Bakınız: Kubrick'in Stephen King uyarlaması olan The Shining. Stephen King bu filmden nefret ettiğini söyler. Bahsettiğimiz Stanley Kubrick'tir ve Stephen King bence daha minnettar olmalı.)

George R.R. Martin
Bendeniz ilk kitabı geçenlerde bitirdim. Çok daha önce girişmeliydim seriye; fakat rutin hayat bir kitap katili. Genelde uyarlamaların kaynak eserlerine uyarlamalara göre öncelik veririm. Köklere saygı diyebilirsiniz. Ya da sadece o eserin evrim sürecini bütün yoğunluğu ile birinci elden yaşamak istemek. Çekirdekten kabuğa ilerleme felsefemi de pek bir sever ve çoğunlukla ona uygun davranırım.

O yüzdendir ki Taht Oyunları ile ilgili yazmam, konuşmam, tartışmalara katılmam çok geç oldu. Olsun, açığı kapıyorum ve acelem yok. Serinin bütün kitaplarının tadını çıkarmak birincil görevim.
Bu yazıyı okuyacakların çoğu şu an dizinin yayınlanan ikinci sezonuna kafa yormakla meşgullerdir sanırım. Serinin ikinci kitabı olan A Clash of Kings'i okumadan, ikinci sezonu izlemeyeceğim (Birinci sezon serinin ilk kitabından, ikinci sezon ise ikinci kitaptan uyarlama). O yüzden olası "spoiler"lara karşı duyarlı davranalım lütfen!

Bahsetmeden edemeyeceğim: Dizinin açılış jeneriği gördüğüm en güzel, en yaratıcı ve en heyecan verici jeneriklerden biri. Artık klasikleşmiş ve belki de klişeleşmiş olan "eskimiş parşömen harita jeneriği" yerine böylesi yaratıcı ve yenilikçi bir harita fikrine kesinlikle şapka çıkarılmalı. İzleyiciye hikayenin geçtiği coğrafya ve mekanları tanıtmada çok başarılı. Jenerik sezon boyunca gelişiyor ayrıca. Hikayenin dalları yeni mekanlara uzandığında o mekanların jeneriğe eklendiklerini görüyoruz.

Jeneriği bir daha izlemek isteyenler veya izlememiş olanlar için:

25 Nisan 2012

Özdemir Asaf

Özdemir Asaf ile aynı gün doğmuşuz. 11 Haziran. Güzel bir tesadüf. Onun hayatına bir dokunuşu yok bu tesadüfün, şiirleri ile girdiği zihnimde ve kalbimde, beni mutlu eden ufak bir detay sadece. Gene de, daha bir yakın hissettirir kendimi ona. Kısa şiirleri ile uzun uzun düşündürten ve yoğun hislerin sebebi olan değerli bir insandı O. Ben doğmadan 9 sene önce öldü. En sevdiğim şiirlerinden bir tanesi Incognito: 


Incognito

Seni görünce
Aynı anda geçer aklımızdan
Aynı düsünce..
Bir duvar gibi aramızdan.


Peki Lavinia? Samimiyet ve coşku ile aşık olunan Lavinia... Her insanın çelişkisini barındıran o güzel satırlar efendim: 

Lavinia

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.


Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.


Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia. 


Sade ve duru, çağdaş ve insancıl. Teşekkürler Özdemir Asaf.

24 Nisan 2012

Uçuşun Sıkıntı Sinekleri!

Bazen çok sıkılıyorum ve karşımda duran hayali dostlara sormak istiyorum: "Şimdi ne oluyor peki? Bu mudur?".
Yorgun düşüyor insan her gün yaşamaktan. Kaçınılmaz olarak yaşanacak o günler! Eh madem öyle, güzellikle dolsun gün. Kelimeler ve renklerle dolsun. İşte benim sıkıntıma merhem olan güzelliklerden birkaçı sayın okur, size de ilaç olsun. Öpücükler.
Oh Hogwarts, where are thou?

Brueghel'in Babil kulesi

Büyük Birader bizi izliyor.

Schiele

Tatlı Bebek Alba*

Runge'nin Renk Küreleri

Vuillard

Okuyucu

Bir güzel insan
*http://weliveyoung.blogspot.de/ adlı blogdan alınmadır.

20 Nisan 2012

Travis Louie

Travis Louie'yu duydunuz mu? Kendisi tuhaflıklar dünyasının rüyamsı karakterlerini yumuşak dokunuşlu kalemi ile görsel şölenlere dönüştürme ustası. Onun kadınları, erkekleri bu dünyada değiller, hepsi bir tür kırma. Mutantlaşmış portreleri ile (ahtapot saçlı kadın, keçi adam, iskelet kafa - bütün karakterler hayvanlar, bitkiler, çeşitli canavarlar ile aynı kapta yoğuruluyor)  bizim dünyamıza karşı duruyorlar ve parlak, cam gibi gözlerle bizi izliyorlar.  Louie'nin ilham kaynağı çevresinde gözlemledikleri ve gerçekten yaşamış ve tarihin sayfalarına gömülmüş, tuhaf hikayelere sahip onlarca insan. Sebepsiz yere kaybolan 19. yüzyıl hanımefendisi, ödüllü sıçan yakalayıcısı, zihin okuma gücü olduğuna inanılan bir çiftçi. Hepsi Louie'nin kaleminden geçtikten sonra sıradan görüntülerinden arınıp, onun yarattığı tuhaflıklar diyarında var olmaya devam ediyorlar. 








Travis Louie'nin bloğu: http://travislouie.blogspot.de/
İnternet sitesi: http://www.travislouie.com/

11 Nisan 2012

Mona Hatoum

Mona Hatoum şimdi 'burada'
Hatoum, "Worry Beads" adlı eserinin önünde
İstiklâl Caddesi'ndeki Arter 27 Mayıs'a kadar güzel bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Mona Hatoum'un Hâlâ Buradasın (You Are Still Here) sergisine. Gezdim gördüm. Hatoum'u tanıma fırsatını yakalamaktan son derece memnunum. Kendisi 1952 doğumlu, Filistin asıllı. Günümüzde Londra ve Berlin arasında mekik dokuyor ve eserleri, sergileri dolayısı ile dünyayı dolaşıyor. Sergide en göze çarpan eserleri arasında, boyutlarını devasalaştırdığı günlük nesneler var. Mesela yandaki resimde gördüğünüz eserinin adı "Worry Beads". Mona Hatoum tespihi büyütüyor ve bu genişleme ve büyüme tespihin sakin ve güvenli havasını silikleştirip, tekinsizlik hissini arttırıyor. Serginin rehber kitapçığında, Hatoum'un tespihi büyüterek, tanelerini gülleye benzeyecek şekilde metalden döktüğü yazıyor. Sanatçının çoğunlukla 80 ve 90'lardan kalma eserlerinde ise insan vücuduna yaptığı yakın plan yolculuklar çarpıcı ve cesur. Geçtiğimiz martta kendisi ile Arter'deki sergisi üzerine yapılan bir röportajı ve sanatçı hakkında daha fazlasını bu linkte bulabilirsiniz.
Arter için:  www.arter.org.tr

3 Nisan 2012

The Beatles Player

İnternet inanılmaz bir şey. (Captain Obvious strikes again.) En son rast geldiğim bir tanesini paylaşmadan edemeyeceğim. Sadece dünya tatlısı olduğu konusunda uyarmalıyım sizi. Aranızda özelliksiz bulacaklar da olacaktır hiç kuşkusuz. Olsun, ufak şeyler güzel yapıyorlar etrafı. Çimenli çiçekli.
The Beatles Player'a bu adresten ulaşın:
http://eam376.aisites.com/interface/MP3_player/beatles.html


PS: Bu ileti Beatles aşığı güzel adama hediye olsun o zaman.

Huxley - Öteki Dünya'da

Algı Kapıları

Huxley kafamı kurcalıyor bu aralar. Onun Algı Kapıları adlı kitabını (The Doors of Perception) aylar önce okumuştum. Algı Kapıları'nda Sayın Huxley yaşadığı bir meskalin deneyimini okuyucuya olabildiğince anlatmak için sıvamış kolları. Meskalin, Amerika'nın keşfi ile birlikte bulunan bir çeşit kaktüsten üretilen uyuşturucu, kafa yapıcı bir madde. Batı tarafından keşfedilmeden önce ise Yeni Dünya yerlileri ile uzun bir geçmişe sahip bir madde bu.
Huxley'nin meskalin denemesi ise tamamen bilimsel bir çerçeveye oturtulmuş durumda. Madde psikologlar tarafından seçilmiş denekler üzerinde deneniyor ve etkisi ve yararları keşfedilmeye çalışılıyor. Huxley de seve seve denek olmuş. Algı Kapıları'nda adım adım meskalin etkisine giriyor ve maddenin etkisindeyken gördüklerini yazıyor. Bir mağazaya giriyor mesela. Kumaşların katlanmışlığına ve sadece olmuşluklarına hayranlığını dile getirişi inanılmaz. Kitaptan ufak bir alıntı yapacağım: "İkisi de o an için, meskalinin beni elinden kurtardığı dünyaya aittiler; benlikler dünyasına, kendini zorla kabul ettirme dünyasına, aşırı kendine güven, gereğinden fazla değer yüklenen sözcükler ve putlaştırılan fikirler dünyasına."*

Algı Kapıları'nı hatırlayınca çıkamadım içinden. Asıl yazma amacıma gelirsek; Algı Kapıları'nı okuduktan sonra ki adım tabi ki bir nevi devam kitabı niteliğinde olan, gene Huxley tarafından Algı Kapıları'ndan iki yıl sonra yazılmış Cennet ve Cehennem vardı. Cennet ve Cehennem'de ise yazarımız meskalin ve meskalin deneyiminin felsefi temellerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Deneyimin kendisini gözlerde örneklerle  somutlaştırmaya çalışırken, maddenin etkisindeyken görülen ışık, şekil ve benzeri sınıflandırılamaz görüntülerin kaynağını insan zihninde ve felsefe tarihinde arıyor. Deneyim sırasında görülen ışık ve parlaklıkların ardından giderek insanoğlunun mücevher takıntısına, oradan da en değerli taşların vaat edildiği söylenen öteki dünya vaatlerine uzandığı kısım kesinlikle ilginç ve hayran kalınası  bir düşünce zincirinin ürünü. Kitabın adının bir kısmı olan "Cennet"e varışımız bu şekilde oluyor. Dünyaya Huxley üzerinden değişik bir bakış atmak isteyenler için okunması gereken iki güzel deneme bunlar. İmge Kitabevi iki denemeyi bir kitapta birleştirmiş. Alın ve okuyun derim.

*HUXLEY, Aldous: Algı Kapıları , Cennet ve Cehennem. Sayfa 30. İmge Kitabevi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...