Hayallerim, Delorean ve Sen: Mart 2012

27 Mart 2012

Magritte - Düş Ustası

Golconde
Herkesin bir kişisi vardır sanırım. "Çizgi"si insana dokunan, O'nun eserine baktığında kendinden bir parça bulduğu bir sanatçı, ressam, çizer vb. Sizinki bir karikatüristin yarattığı seridir belki ya da Warhol ve onun domates çorbası ve Marilyn'i. Benim özelim ise Magritte*. Magritte'in olasılıksız ve olağanüstü dünyasından çıkma resimleri benim için her zaman ilham kaynağı oldular. Günlük dozumu alabilmem için birçok kez bilgisayarımın masaüstünü süsledi Magritte'in resimleri (Modern insanın yaşamına sanatı ve güzelliği sokmanın pratik yollarından biri). Golconde en sevdiklerimden. Melon şapkalı ve mesafeli duruşlu beyefendiler üstünüze yağmur gibi yağıyormuş gibi gözükürken, havada asılı kalmışlığı ve yerçekimsizliğin verdiği güvensizliği harikulade veren Golconde. Resim tekinsizlik hissi yaratıyor. Dışarıda olmak istemiyorsunuz bu yağmurda ve durumda. Resmin sol kenarında yakın planda çizilmiş bina, size resmin dünyasındaymışsınız ve de camdan bakıyormuşsunuz hissi yaratıyor. Sorgulamak istiyorsunuz. Bu gerçek mi? Aynı sorgulayışı Magritte diğer resimlerinde de talep ediyor bizden; en ünlülerinden biri de, altında "Bu bir pipo değildir." yazan pipo resmi.
The Treason of Pictures
Magritte gerçek bir gerçeküstücü. Gerçeğiniz onun resimlerinin önünde sorgulanacak ve ister istemez zihninizi Magritte'in rüyamsı dünyasına açacaksınız. Resimlerinde karşılaştığımız örtüler, göz resimleri, kapılar, ayna yanılsamaları ve obje ve kişilerin üstüste bindirilmesi durumlarının hepsi gerçeğin üzerinden, altından, yanından, içinden veya etrafından bakmamız gerektiğini hatırlatıcı nitelikte.
The Lovers
Clairvoyance (Self-Portrait)
*René Magritte 1898 doğumlu Belçikalı gerçeküstücü ressam. Akımın en önemli temsilcilerinden sayılır.

25 Mart 2012

Arrested Development


Fikrimce Arrested Development televizyon tarihinin en güzel dizilerinden. Kısa süre önce bütün diziyi yalayıp yutarak ve kahkahalar eşliğinde güzelce izledikten sonra, son bölümünde çok yakın bir dostu kaybedercesine kederlendim. Bu kalitede ve güzellikte de bir diziye yakışmayacak kadar az sezonu (3 sezon!) bulunan Arrested Development, reytinglerin kurbanı olmuş. Zaten internette, tv bloglarında veya imdb'de dolanırsanız birçoklarının gereken değer verilememiş ve erkenden yayın hayatı sona ermiş tv dizileri listesinde bulabilirsiniz Arrested Development'ı. Konusuna biraz dokunacak olursak: Bluth Ailesi ile tanışıyoruz. Bluth'lar varlıklı bir aile iken, pilot bölümde bütün varlıklarını kaybediyorlar. Baba Bluth George Sr. hapse giriyor ve aileyi bir arada tutma görevi ortanca oğul Michael'a (Jason Bateman - ki kendisini çoğunlukla komedi türündeki sinema filmlerinde yan rollerde görüyoruz) düşüyor. Aile fonksiyonsuzlukta sınır tanımıyor. Her bir ferdinin kendine has dünya algısına, sahtekarlığına, enteresanlığına  hayran kalıyor insan. "Bu kadar da olmaz!" diyorsunuz. Arrested Development kesinlikle izlenecek diziler listenize girmeyi hak ediyor. 
 

NOT: Geçen ocak ayında 2006 yılında biten dizinin yeni bölümlerinin ve üstüne de bir film çekilebileceğine dair haberler dolandı etrafta. Henüz resmi bir açıklama çıkmadı sanırım; fakat ben umutluyum.
Bakınız: http://www.ifc.com/fix/2012/01/arrested-development-movie-ron-howard

20 Mart 2012

Haydi gel, dönelim geleceğe...




Dolores
Robert Zemeckis. Bu adı her duyduğumda aklımın gittiği tek yer Back To The Future üçlemesi olur. Zemeckis muhteşem üçlünün yönetmeni. Kendisi aslında güzelim hikayelerden beslenen bir yönetmen. Fantastikten ilham alan Zemeckis'in filmografisi evlere şenlik bir görsellik töreni olmasının yanında, ilginç ve fantastik hikayelere ilgi duyanların kesinlikle izlemesi gereken eğlenceli ve dinamik filmlerden oluşuyor.

Who Framed Roger Rabbit (ışıltılı kırmızı elbisesi içindeki Dolores unutulmaz), Jodie Foster'lı, uzaylılarla teması konu alan bilim kurgu ve gerilim filmi Contact, çocukluğumda Kanal D'de yayınlandığı zamanları hatırlayıp beni mutlu eden, çılgın bir fantastik komedi Death Becomes Her (ki Meryl Streep'i böyle eğlenceli rollerde izlemeye bayılıyorum), Zemeckis'in yakın zamanda çektiği filmlerinden Jim Carrey'li A Christmas Carol ve gene eski bir efsaneyi konu alan Beowulf, Tom Hanks'i ıssız bir adada yaşam savaşı verirken izlediğimiz Cast Away... Ve izleyip de tadına asla doyulamayan, bir kutu çikolata tadında ve leziz bir başyapıt: Forrest Gump. 

Forrest ve Jenny

Zemeckis'in ruhuma dokunan başyapıtı olarak ise Geleceğe Dönüş filmlerinden bahsetmeliyim. 80'lerin haşarı ve okula hep geç kalan Marty McFly'ı ve film tarihinin en sempatik çılgın bilim adamlarından biri olan Dr. Emmett Brown ilk filmde geçmişe, ikincisinde geleceğe ve en nihayet üçüncüsünde de zamanda iyice geriye gidiyorlar. Üçlemenin benim için yeri apayrı. Harika bir kurgunun ürünü olan üç filmde, günlük hayatta zihinlerin dalmaya gittiği ufak hayallerden çıkma kocaman rüyalar gibiler... Hani zihninizi kurcalayan zaman yolculuğu soruları, hani o geçmişte yaptığınız ve yaptığınızdan utandığınız onlarca şeyi çaresizce geri almak isteyişleriniz ve geleceğe gidip, kendinize ufak bir bakış atmak isteyişiniz; sadece kime dönüştüğünüzü görmek için. İsteklerinizi gerçekleştirecek teknoloji ne yazık ki mevcut değil. Eh, geriye kalan Zemeckis'in Geleceğe Dönüş'ünü açmak ve Marty ile beraber yolculuğa çıkmak sanırım. İyi yolculuklar.

1985 tarihli ilk Geleceğe Dönüş filminin posteri

Günaydın madam!

Ah! Sabahın en güzel taraflarından biri kahvaltı! Günün en sevdiğim öğünü ve benimle aynı fikirde birçok insan tanıyorum. Ne yazık ki çoğunlukla kahvaltıya hak ettiği derecede zaman ayıramıyor ve emek veremiyorum; hep bir yerlere yetişme telaşı içerisinde çoğunlukla geçiştirdiğim kahvaltı: Senden çok özür diliyorum!
Günlük kahvaltı şöleni dozumu alamayınca, kendimi ufacık da olsa tatmin edebilmek için girdiğim bu sayfa, gözlere şenlik! Ve kesinlikle ağız sulandırıcı. Buyurun efenim: http://bkfst.tumblr.com/#!prettyPhoto
Telaşlı sabahlardan kurtulup, uzun uzun kahvaltı keyfi yapabileceğim günlere kadar, şimdilik bunlarla yetinmeli:

 

19 Mart 2012

Hayaller güzeldir


Nirrimi'nin The Preachers grubunun kadın
vokali ile yaptığı fotoğraf çekiminden
     
Takip ettiğim bloglardan birinden özellikle bahsetmek istedim bu yazımda. Adı "weliveyoung". Bloğun yazarı genç bir moda fotoğrafçısı. Adı Nirrimi. Bugün onun hakkında yazmak istememin sebebi, internette dolanırken bulduğum, kendisi ile yapılan bir röportaj. Röportaj gerçekleştiğinde 18 yaşındaymış -ki bu bir sene öncesine denk geliyor- ve bu kadar genç iken ne yapmak istediğine karar vermiş olması ve o yönde kendini geliştirmiş olması bana en güzel başarı hikayesi gibi geliyor. Kendini bulmaktan daha zoru var mı?
Nirrimi'nin bloğuna buradan: http://weliveyoung.blogspot.de/ , bahsettiğim röportaja ise buradan ulaşabilirsiniz: http://thoughtcatalog.com/2011/nirrimi-hakanson-photography-interview/ .

Nirrimi'nin objektifinden:

                                                      


16 Mart 2012

KUTU

KUTU dergisi, Koç Üniversitesi öğrencileri tarafından iki ayda bir çıkartılan bir "yaşam" dergisi. Müzik, felsefe, edebiyat, sinema ve tiyatronun ucundan yakalamaya çalışan, dinamik bir çalışmanın eseri. Geçenlerde üçüncü sayılarını çıkarttılar ve ne mutlu ki, ben de ufak bir yazı yazarak katkıda bulunabildim. En sevdiklerimden çok güzel bir insan ise yeni akım tiyatro akımlarından biri hakkında çok eğlenceli bir yazı yazdı bu sayıda.

Dergiye bu sayfadan ulaşabilirsiniz: http://www.kutudergi.com/dergi/

Ufak bir ön kaçamak için KUTU'nun üçüncü sayısının içindekiler sayfasını burada paylaşıyorum:

Lana Del Rey - Born To Die



Lana Del Rey'in yeni albümündeki Born To Die şarkısının video klibi bu aralar arkadaşlarımla aramızda ufak bir fenomene dönüşmüş durumda. Özellikle klibin yukarıda da resimlerini paylaştığım kısmı tarafımızdan defalarca izlendi. Lana'nın vücut dili, jestleri ve mimikleri değişik bir çekiciliğe sahipler. Video Games videosundaki şımarık ve rahatsız edici duruşlarından sonra bu klibi izleyince, onun içindeki kadınsılığa ve vahşiliğe tanık oluyor insan. Başparmağı ile yaptığı boyun kesme hareketi ise oldukça seksi. Çok seksi.

15 Mart 2012

Açlık Oyunları

Çok heyecanlıyım! Açlık Oyunları'nın (Hunger Games) dünya çapında sinemalarda vizyona girmesine bir hafta kaldı! Hunger Games, yazar Suzanne Collins'in Açlık Oyunları üçlemesinin ilk kitabından uyarlandı. Kitabın adı da Açlık Oyunları. 2008'de yayınlanan ilk kitap birçok ülkede çok satanlar listesine girmeyi başardı. Benim kütüphaneme düşmesi ise geçtiğimiz Aralık ayını buldu. Şanslıydım ki üçlemenin bütün kitapları Türkçe'ye çevrilmiş ve basılmışlardı. Bir solukta okumanın zevki ayrı olsa da, çok çabuk tüketmekte üzdü beni. Eh, şansım gene yaver gitti ve gişelere oynayacağı aşikar, Woody Harrelson gibi kuvvetli bir ismi de bünyesinde barındıran (ki kendisi çok ilginç bir karaktere hayat veriyor filmde) bir yapım olan Hunger Games'in vizyon tarihi benim kitapları bitirmemden çok da uzak bir tarihe düşmedi! Kitapları önersem de, edebi yönden güçlü eserler okumayı seven kitapseverler, kitabı okuyunca hayal kırıklığına uğrayabilirler. Hikayesi güçlü; fakat yazın yönünden zayıf bir üçleme bu. Gene de fanteziyi sevenler, kendini kaptırıp gerçekliklerinden kaçmak isteyenlere Açlık Oyunları'na bir şans vermelerini tavsiye ederim. Kitabın konusuna gelince: Gelecekteyiz ve distopik bir dünya ile karşılanıyoruz. Panem adlı bir ulus, eski zamanın Kuzey Amerika'sında hüküm sürüyor. Panem, tüketim çılgınlığının son safhada yaşandığı merkezi Capitol'den ve Capitol'ün çılgın yaşam tarzına devam etmesini sağlayan, Capitol'ün kölesi ve tedarikçisi mıntıkalardan oluşuyor. Her sene 12 mıntıkadan seçilen bir kız ve bir erkek (onlara haraç deniliyor) Açlık Oyunları adı verilen, günümüzün "reality show"larının varabileceği en vahşi noktalardan biri olarak tanımlayabileceğim bir oyuna zorla sokuluyorlar. Oyunun kuralı basit, 12 kız ve 12 erkek kapalı bir arenaya konuluyor ve arenada canlı kalan son haraç oyunu kazanıyor. Konu ilginizi çekti mi? O zaman sinema biletiniz alın! Ya da daha uzun soluklu bir ilişki arayışı içindeyseniz, Açlık Oyunları Pegasus Yayınları tarafından basılıyor.



14 Mart 2012

31. İstanbul Film Festivali

31. İstanbul Film Festivali 31 Mart - 15 Nisan arasında!
Biletleri 17 Mart'tan itibaren Biletix'ten alabilirsiniz dostlar.

Festival sitesi: http://film.iksv.org/tr

Münih

Marienplatz 2011
Bugün haberlerde Britannica'nın artık basılmayacağı haberini gördüm. Belki kayıtsızca bir sonraki habere devam ettim; fakat aklım takılı kaldı. Devir hızla değişiyor, ben büyüyorum ve büyüdükçe eskiyorum. İlköğretim zamanlarında verilen ödevleri hakkı ile teslim edebilmek için ansiklopedileri karıştırdığım günleri hatırlıyorum. Bazı öğretmenlerin ödevleri el yazısı ile teslim etme kurallarına uygun olarak, ansiklopediden okuduklarımı pek de güzel olduğunu söyleyemeyeceğim el yazım ile beyaz A4 kağıtlara yazışlarım aklımda. Eh, yukarıdaki resmin yazınla ne ilgisi var kadın? Telaşa gerek yok! İletiye başlarken zihnimin güncel kısmında Britannica, arka odalardan birinde de yaşadığım yerden bahsetmek isteğim vardı. Evet, ben Münih'te yaşıyorum. 12 ayın onunda burada Bavyera havasını soluyor ve Alman birası içiyorum. Hayat kolay olmaktan uzak; fakat Münih'i sevmiyorum diyemem. İşte bu yüzden size Münih'le ansiklopedik bir ilk tanışma ayarlamayı uygun gördüm. Aşağıda Britannica'nın kendi sitesinden ulaştığım "Münih" maddesinin benim tarafımdan giriş kısmının çevirisini bulacaksınız:

Münih: Güney Almanya'da, Bavyera eyaletinin başkenti. Bavyera'nın en büyük birinci ve Almanya'nın en büyük üçüncü şehri (Berlin ve Hamburg'tan sonra). Münih Alp Dağları'nın kuzeyinde ve Isar nehri kıyısında konumlanmıştır. Isar şehrin ortasından akar. 2003 yılına göre 1,247,873 nüfusludur.


Çok yüzeysel ve kısa kalan bu tanışma töreni için affınızı rica ediyorum. Zamanla size kendi Münih'imi anlatmayı çok istiyorum! Yukarıya koyduğum resimde şehir merkezi olarak anılan Marienplatz'ı görebilirsiniz. (Platz Almanca'da "meydan" demek.) Resmi, Temmuz 2011'de Fish Eye kameram ile çektim.


13 Mart 2012

Parks and Recreation

Bir arkadaşımla konuşurken fark ettim ki, rutinimin kabuğunu zihinsel olarak kırmama en çok yardımı dokunanlar benim sadık dizilerim! Her gün gereken dozu aldığımda sanki hayat daha bir katlanılası ve renkli oluyor. Peki benim ilaçlarım hangi diziler? Bu aralar yeni keşfetmiş olmakta üzüntü duyduğum Parks and Recreation günlük seyirliklerim arasında bir numara! Leslie Knope -dizinin ana karakteri-  gerçekten komik bir hatun; Amy Poehler -Leslie'yi canlandıran başarılı aktris-: sen ise çok başarılı bir komedyensin! Dizi hakkında daha sonra daha detaylı bir yazı ele almak istiyorum; amma velakin daha ikinci sezon ortalarındayım* ve şu anda arkama yaslanıp, bir bölüm daha izlemek istiyorum!

*Dizinin şu anda dördüncü sezon bölümleri yayınlanıyor.

12 Mart 2012

Hayallerim, Aşkım Ve Sen (1987)
Yönetmen: Atıf Yılmaz





İlk iletilerimden birinde, bloğumun bir kısmına da adını veren bu filmden bahsetmezsem kendimi vefasız sayarım. Atıf Yılmaz, iyi ki doğdun! Ve birçoklarının hayallerinin sınırlarını genişleten filmler verdin bu dünyaya! Sana kocaman teşekkürler...
Lorelai ile Rory'i tanıyanlar? Tanımayanlar için:
Tanıyanlar ise, arka planımda duran resmi de tanıdık bulabilirler... "You Jump, I Jump, Jack" bölümünden sevdiğim bir sahne. Beraber atlayacağın, güvendiğin ve inandığın şanslı kişi için! 
Sen atlarsan, ben de atlarım dostum.

Giriş

Merhaba dünya!
Hello, world.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...